XX.YÜZYIL AŞIKLARI VE ÖZELLİKLERİ

Bu yüzyıl, aşık şiirinin çok güçlü olduğu bir dönemdir. Diğer yüzyıllara göre aşıkların hayatları hakkında daha geniş bilgilere sahibiz. Bu yüzyılda aşıkların sevilmesinde ve tanınmasında aşıklar bayramının etkileri küçümsenmeyecek derecede fazladır.

Bu yüzyılda aşıklar, teknolojinin de gelişmesiyle seslerini büyük kitlelere duyurarak kendilerini tanıtma imkanı bulmuşlardır. Bu dönemin aşıkları eserlerinde; Atatürk ve devrimlerini, Kurtuluş Savaşını ve kahramanlarımızı dile getirmişlerdir.

Çok partili dönemden sonraki gelişen olaylarda, memleket sorunları ve dönemin yöneticileri de ele alınan bazı önemli konularındandır. Bu yüzyılın aşıkları ülke içerisinde ve dışarısında pek çok toplantılara da katılarak görüşlerini bildirme olanağı da bulmuşlardır.

Kaynakça: Açıköğretim kaynakları

BAKIŞ AÇISI

Ölümün olduğu bu dünyada bakış açısı nasıl değişir bilmem ama bildiğim bir şey varsa nasıl yaşıyorsan o şekilde öldüğündür.

Yani burada insanlara yahut tüm canlılara faydalı olma düşüncesiyle yaklaşımın varsa faydalı ol bu çok güzel bir şey. yani ölüm var diye iyilik yapılıyorsa hiç yapılmasın bu yapılan iyilik korku odaklı oluyor içten geldiği için değil. Sen iyilik yapıyorsan senin ruhun ve bedenin iç huzura kavuşuyor zaten.

Bu sebepten dolayı bir şeyler var diye bakış açısının değişmesi biraz farklı geliyor bana. Dünyada düzgün yaşayıp faydalı olduktan sonra hem bedenin hem ruhun rahat oluyor zaten kaldı ki ölümün gelmesi de her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Başka bir boyuta geçiyorsun sadece o kadar.

ruhumuzun ve bedenimizin güzelliklerle dolu olması dileğiyle…

Ölüm bakış açınızı nasıl değiştirir?

ANLAYIŞSIZLIK

Anlayışsız insanlardan bir de kendini bilmiş zannedenlerden şikayet etmişimdir. Anlamak bana göre zahmetli bir şey çünkü kişi karşındakine anlayış gösterdiği zaman işine geldiği gibi hareket edemeyeceği için kişinin o anki ruh halini empati kurarak anlama zahmetinde bulunur. Zahmet deme sebebim de günümüzde böyle kişilerin çok nadir bulunduğu ve kimsenin seni anlamak için çaba göstermeyip herkesin işine geldiği gibi hareket etmesinden dolayıdır.

İşin kötü tarafı ise ne kadar anlayışlı bir insan olsan da anlayışsız davranış biçimi gördüğünde sen de karşındaki kişiye aynı şekilde yaklaşırsın. Kısacası sana gösterileni sen de karşı tarafa gösterirsin. Hal böyle olduğunda ne kimse kimsenin derdine anlayış gösterir ne de senin iyi ya da kötü yaşamına saygı duyulur. Herkesin işine geldiği gibi yaşadığı bu evrende sen de bu şekilde yaşamaya devam edersin.

Bana göre bu zamanda hastalıklı bir durum olan anlayışsız olma hali sürekli devam ettikçe insanın yalnızlaşması ve kendi kabuğuna çekilmesi kaçınılmaz gibi duruyor.

Bir de çok bilmiş olma durumu, sevilmeyen çok çirkin bir hal bana göre, şöyle bir deyim vardı bu duruma açıklık getiren; boş tenekeden çok ses çıkar, bu deyimden yola çıktığımızda bu tip insanların özelliklerini az çok anlayabiliriz. Yaşadığımız toplumda karşımıza çıkan bu gibi insanların bize verdiği şeyler; negatiflik, halden anlamazlık gibi daha bir çok şeyler sayılabilir. Zaten hayatın verdiği belli başlı streslerin yanında bir de böyle saçma sapan şeylerle uğraşmak insanın omuzundaki yükü iki katına çıkartıyor.

Diyeceğim şu ki; karşımıza anlayışlı, akıllı, mütevazi insanların çıkması dileğiyle…

T.Güngör

En çok nelerden şikayet edersiniz?

koşu

İzlemeyi ve oynamayı en sevdiğiniz sporlar nelerdir?

Koşu en sevdiğim spor dallarından biri. Nedeni de insan koştukça veya yürüyüş yaptıkça beden olarak açıldığını, beyin olarak da özgürleştiğini hissediyor. Mesele küçük bir sahil kasabasında yaşıyorsanız bu etkinliği mutlaka yapmanızı tavsiye ederim. Tabii sadece sahil kasabasında yaşayanlara değildir önerim insan günlük koşuşturmalar içerisinde bedenini ve beynini aktif hale getirecek bir uğraşı olmalı. Bu insanın ruhunu hem genç tutar hem de bedeni ve beyni yaşlandırmaz.

Aksine sizi mutlu kılar:))

BREMEN’E BİR BAKIŞ

Almanya’nın en eski liman kenti olan olan Bremen, bir liman ve sanayi şehridir. Weser nehri boyuna kurulu olan bu şehir ülkenin kuzey batısında yer alır. Şehir Rönesans döneminden kalma belediye binası, 800 yıllık S.t.Peter Katedrali , eski Schütting eviyle meşhurdur. Weser Irmağının sol kıyısında şirin ve güzel evler bulunmaktadır. Üç şeritli bulvar ve çiçek tarhlarıyla burası, Avrupa’nın bahçe şehri, olarak kabul edilir.

Tarihi binaları ve meydanları Unesco dünya miras listesine girmiş, bu küçük şehri gezmek için iki gün yeterlidir.

Resimler için R.Güngör’e teşekkürlerimi sunarım

değer

Önceden çok kullanmış olduğum bir cümle, ah be hayat beş kuruş ettiğin yok ama seni yaşamak zorundayım, derdim. Şu an baktığım da ise yine aynı fikirde miydim, evet. Tek fark senin hayata olan bakış açın evet yaşamak zorundayız bu hayatı yani bu deveyi gütmek zorundayız. Bu sebepten dolayı insan bakış açısını değiştirmek zorundadır. Faydalı olarak belki üretim odaklı düşünerek insan bu olumsuz psikolojiden çıkabilir. Bunun yerine gelen düşünce de yaşıyorum ve faydam dokunuyor bir şeyler üretebiliyorum. Okuyorum kendimi geliştiriyorum çevremde olanlara katkı sağlayabiliyorum. Bu düşüncelere sahip olmak ve bu şekilde yaşayabilmek insanın kendini özel hissettirecek , hayatı özel hissettirecek önemli şeylerdir. Her şey bakış açımızda gizli yani bakış açımızı düzelttiğimizde diğer şeyler de otomatik olarak düzelmektedir.

T.GÜNGÖR

BREMEN MIZIKACILARI

Bremen Mızıkacıları, Grim Kardeşler (Jakop Grimm-Wilhelm Grimm)’in yazmış olduğu masallardan biridir. Eser fabl uslubunda yazılmış olup sahiplerinin kendilerine kötü davranmasından dolayı evden kaçan bir eşek, köpek, kedi ve horozun Bremen’e giderek orada müzisyenlik yapma düşünceleri anlatılır.

Dünya klasik masallarından biri olan bu masal aynı zamanda dostluğun masalı olarak da kabul edilir. Çünkü yapayalnız kalmış bu dört hayvanın bir araya gelişinden ziyade aynı zamanda arkadaşlıkları da anlatılmaktadır.

İki yüz yıl önce Almanya’da yaşayan Grimm kardeşler yüzlerce anonim masal derlemişlerdir ve her bir masal ders çıkarma niteliğindedir. Bremen Mızıkacıları’nda ise çocuklara anlatmak istedikleri şey hiçbir koşulda umudun kaybedilmemesi gerektiği ve dayanışmayla her türlü güçlüğün üstesinden gelineceği anlatılmaktadır.

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Onun semti hangi mahallede? diye sordu. Kız, “Köprü başında, Gaffar mahallesinde” dedi. Hekim, “Hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim; sevin ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacağım; Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha şefkatliyim; Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah bunu senden ne kadar sorup soruştursa yine sakla;

Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hasıl olur; dedi. Peygamber demiştir ki:” Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına erişir”. Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir. Altın ve gümüş gizli olmasalardı… madende nasıl musaffa olurlar, nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi? O hekimin vaatleri hastayı korkudan kurtardı.

Gerçek olan vaatleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaatler ise insanı ıstıraba sokar. Kerem ehlinin vaatleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaatleri ise gönül azabıdır. O velinin, halayığın hastalığını anlaması ve padişaha arz etmesi ondan sonra hekim, kalkıp padişahın huzuruna gitti, padişahı bu meseleden birazcık haberdar etti. Dedi ki” çare şundan ibaret: Bu derdin iyileşmesi için o adamı getirelim Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır, onu altınla elbise ile aldat.” Padişah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden kabul etti.

O tarafa ehliyetli, kifayetli, adil iki kişiyi elçi olarak gönderdi.

devamı sonra

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

Bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor. İğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır. Ayağa batan dikeni bulmak, bu derece zor olursa, yüreğe batan diken nicedir? Cevabını sen ver! Her çer çöp ayarında olan, gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi? Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar.

Zıplar zıpladıkça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çıkarmak için akıllı bir adam lazım. Eşek, dikeni çıkarabilmek için can acısı ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar. O diken çıkaran hekim, üstad idi. Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu. Halayıktan hikaye yoluyla dostların ahvalini sormaktaydı. Kız bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.

Hekim, kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının atmasına dikkat etmekteydi. Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün isteği odur diyordu. Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir memleketi andı. “Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun? “dedi. Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının atması başkalaşmadı.

Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz ekmek yediği kişileri tekrar tekrar. Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı ne çehresi sarardı. Hekim şeker gibi Semerkant şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabii haldeydi fazla atmıyordu. Semerkant’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o Semerkantlı bir kuyumcudan ayrılmıştı. O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belanın aslına erişince:

Devamı sonra…

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

REGAİP KANDİLİ NEDİR?

İslam dini için büyük öneme sahip olan üç aylardan; Recep ayının ilk perşembe gününü cumaya bağlayan geceye Regaip Kandili ( rahmet ve bereket gecesi) denir.

Allah, bu gece müminlere, ragibetler( ikramlar, ihsanlar) yapar. Bu gecenin önemini bilerek edilen dualar kabul olur yapılan ibadetlere de sayısız sevaplar verilir.

Herkesin Regaip Kandilini kutlayarak bu gecenin feyiz ve nimetlerinden tüm İslam aleminin faydalanmasını temenni ederim.