BENLİ ALİ

1664 yılında Fransızların Cezayir’e yaptıkları baskından bahseden eserinden hareket ettiğimizde onun yaşadığı yüzyıl tespit edilebilir.

Sun’î’nin Tekerleme’sinde balıkçı olduğundan söz edilmesiyle birlikte, Hızrî’nin şairnâmesinde de adı geçmektedir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVÎ’DEN SEÇMELER

“Her şey maşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur, âşık bir ölüdür. Kimin âşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona! Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim? Âşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur? Aynan, bilir misin, neden gammaz değil? Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!”

MELÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

DİĞER KARACA OĞLANLAR

Karaca Oğlan’ın ününden yararlanmak isteyen bazı âşıklar, çeşitli yollarla onu ve şiirlerini kendi memleketlerine götürmüşler ve aynı mahlası almışlardır.

Şiirlerin bağlandığı yerleşim bölgeleri zamanla Karaca Oğlanla ilgili ürünleri kendilerinin diye kabul ettirmiş ve o eserler de bir âşığa mal edilmiştir. Bu sebepten dolayı Türkiye içinde ve dışında Karaca Oğlan mahlaslı birden fazla âşık vardır.

XVI.Yüzyıl Karaca Oğlan’ı

Şehzade Mehmet için babası III.Murat (1574-1595),990 (1582) yılında 55 gün süren bir sünnet düğünü hazırlatır. Bu düğünde kimin yazdığı bilinmeyen Surnâme-i Hümâyûn adlı eserde bu düğün anlatılırken “Karaca Oğlan türküsü” sözü yer almaktadır.

Gelibolulu Âli’nin Mevaidü’n Nefais fi Kavaidi’l-Mecâlis (1008/1599-1600) adlı eserinde onun şiirlerinin okunduğundan söz edilir.

Ayrıca Berlin, Paris, Vatikan, Viyana kitaplıklarındaki bazı yazmalarda yer alan şiirler XVI. yüzyıl Karaca Oğlan’ına aittir.

Âşık Ömer’in Şairnamesi’nde “Karaca Oğlan ise eski meseldir”diye anılan âşık da XVI. yüzyıl Karaca Oğlan’ıdır.

Kısacası XVII. yüzyılın ünlü âşığının şiirleriyle karıştırılma oranı yüksek olan adaşı bu âşığımızdır.

Yozgatlı Karaca Oğlan:

M.Şakir Ülkütaşır,1933 yılında yayımladığı bir makalesinde bu âşığımızı gündeme taşırken üç yıl sonraki bir yazısıyla da yedi şiirini ortaya koyar. Daha sonra Nazım Tanju ve M. Öcal Oğuz da bu âşığımızla ilgilenmişlerdir.

Azerbaycanlı Karaca Oğlan:

Azerbaycan Türkleri Karaca Oğlan’ı kendi kültürlerinin temsilcisi olarak görürler ve ağız özellikleriyle onun şiirlerini okurlar. Hatta buradaki şiirlerin önemli bir bölümü Anadolu’da bilinmemektedir. Gul Mahmud adındaki halk hikayesine göre bir daha türkü söylememek için sazını gömen Karaca Oğlan üç ölünün hayata döndürülmesi için yeniden sazını ele alır.

Türkmenistanlı Karaca Oğlan

Türkmenistan Türkleri Karaca Oğlan’ın doğum yerini ülkedeki Kazan Dağı olarak kabul görürler. Onlara göre âşığımız, sevdiği kıza kavuşamayınca Osmaneli’ne göçmüştür. Şair’in hayatı da Türkmenistan’da bir tiyatro eseri haline getirilmiştir.

Diğer Karaca Oğlanlar

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde bir Karaca Oğlan Sultan’dan söz eder.

Şair Kâni’nin Divan’ında, kahvehane ve bozahane şairi olarak tanıtılan bir Karaca Oğlan vardır.

Kadirli çevresinde bir cenaze merasiminde âğıt okuyanlardan biri de yörede Karaca Oğlan diye tanınan aşıktır.

Ali Rıza Yalgın’ın Cenupta Türkmen Oymakları’nda şiirlerini yayımladığı Silifkeli Karaca Oğlan XIX.yüzyılda yaşamıştır.

Çukurova’da Kadirli’nin Şahaplı Köyünde de Karaca Oğlan adını taşıyan başka bir âşık yaşamıştır.

“ELİF ELİF DEYİ

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif deyi

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif deyi

Elif’in uğru nakışlı

Yavru balaban bakışlı

Yayla çiçeği kokuşlu

Kokar Elif Elif deyi

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sîneme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif deyi

Evlerinin önü çardak

Elif’in elinde bardak

Sanki yeşil başlı ördek

Yüzer Elif Elif deyi

Karaca Oğlan eğmelerim

Gönül sevmez değmelerim

İliklemiş düğmelerin

Çözer Elif Elif deyi”( Sakaoğlu 2004:465-466).

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti. Ey âşık! Aşk Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa’da düşüp bayılmış! Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım, sırlarına tahammül edecek bir hemdem bulsaydım, ney gibi ben de söylenecek şeyleri söylerdim. Gönüldaşından ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir. Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin”.

MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RUMÎ

Çiçek vaktinde açacağı gibi bazı şeyler de vaktinde güzeldir. Aşk, sağlık, iş, arkadaşlık en önemlisi de aile bu sayılan şeylere nasıl bakarsan onlarda sana öyle bakar. Demem o ki çiçek yetiştirmek istersen çiçek diken yetiştirmek istersen diken biçersin. Bazı şeylere zamanında baktığın gibi nasıl baktığında önemlidir.

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Denizi bir testiye dökersen ne alır? Bir günün kısmetini… Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkar olduğundan inci ile doldu. Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi. Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi; Ey bizim kibir ve azametimizin ilacı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinusumuz!”

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

Burada şu şekilde yorum yapacak olursak elimizdekiyle yetinmeyi bilmek fazlasına göz koymamak sanırım insanı insan yapan değerlerden bir tanesidir. Kuşlar bile önlerine yem konulduğu zaman sadece doyacakları kadar yiyorlar ve geride kalana bakmadan uçup gidiyorlar. Sanırım kuşların bu davranışından öğreneceğimiz çok fazla şeyler var…

KARACA OĞLAN

Karaca Oğlan’ın doğum ve ölüm tarihleri hakkında net bilgi olmamakla birlikte bazı araştırmacıların yapmış olduğu farklı yöntemlerle bu tarihleri belirlemişlerdir. Araştırmacılara göre doğum tarihi 1015 (1606), 1045 (1636) yıllarını uygun bulurken vefat tarihi için de 1090 (1679),1100(1689) yıllarını uygun bulmuşlardır.

Karaca Oğlan’ın asıl adı konusunda farklı görüşler bulunur ; Mehmet, Hasan, Halil ve Smayıl(İsmail) gibi adları vardır. Şairimiz kabul gören görüşe göre Adana’nın Feke ilçesinin Göğceli köyündendir. Başka il,ilçe ve köylerimizde Karaca Oğlan’a sahip çıkmaktadır. Bunlar arasında Osmaniye-Bahçe-Farsak, Mersin- Mut-Çukur(yeni adı Karaca Oğlan), Osmaniye- Kadirli-Yusuf İzettin( Binboğa), Karaman-Ermenek, Aksaray-Kargın, Kilis-Musabeyli, Gaziantep-Nizip ayrıca bu konuda Azerbaycan, Türkmenistan ve Balkanlarında Karaca Oğlan’a sahip çıktığı unutulmamalıdır.

Şairimizin mezarı Yunus Emre gibi ülkemizin değişik bölgelerine bağlanmaktadır: Karaman-Başdere, Yozgat-sorgun, Mersin- Mut, Osmaniye-Düziçi- Düldül Dağı, Kahramanmaraş-Gazel Yaylası, Erzurum-Oltu-Zemzem Dağı, Mersin-Tarsus, Osmaniye-Bahçe- Hodu Yaylası.

Araştırmacılar birden fazla Karaca Oğlan olduğunu bu sebepten dolayı da aynı mahlaslı Karaca Oğlanlarla karışmış olabileceğini belirtmektedirler. Diğerlerini de şu şekilde belirtecek olursak:

Bu yüzyılın Karaca Oğlan’ı ayrıca Güneyli Karaca Oğlan ve Çukurovalı Karaca Oğlan diye de bilinir. Aşığımızla ilgili belli başlı belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerin başında 1610 Polonya doğumlu Albert Bobowski’nin 1650 yılında yazdığı Mecmûâ-i Saz ü Söz adlı eserinden gelmektedir. Sonraları Ali Ufkî adını alacak olan Bobobwski Karaca Oğlan’ın iki şiirine ve onların notalarına yer verir.

“Meded Allah’ı seversen

Gel imdi dilber gel imdi

Hasretinden ciğerciğim

Delindi dilber delindi”(Sakaoğlu 2004:872)

Latifi tezkiresinde yer alan “Kar’oğlan türküsün şâir sözünden” şeklindeki bir mısradan hareket edenler bu söyleyişi XVII. yüzyılın Karca Oğlan’ına bağlamaya çalışırlar. Oysa anılan tezkire 1546 yılında yazılmıştır. Bazı araştırmacılar Âşık Ömer’in şairnâmesinde yer alan dörtlükten hareket ederek oradaki Karaca Oğlan’ı Ömer’i çağdaşı olarak gösterirler. Oysa Karaca Oğlan’ın arasında yer aldığı âşıkların tamamı XVI. yüzyıl âşıklarıdır. Âşık Ömer, adını andığı âşığın “eski mesel”ve “ozan”olduğunu vurgular.

“Öksüz âşık deyişleri aseldir

Karac’oğlan ise eski meseldir

Ezgisi çağrılur keyfe keseldir

Biz şair saymayız öyle ozanı”

Bu yapılan açıklamalardan sonra Karaca Oğlan’ın adının geçtiği her belgeye bağlanarak farklı yüzyıllara alınması yerine belgenin yüzyılına göre farklı yüzyılların âşığı olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

GEVHERÎ

Doğum ve ölüm tarihi hakkında bilgisi bulunmayan şairin pek çok kaynakta adı Mustafa veya Mehmed olarak geçmektedir. Memleketi ise Kırım veya İstanbul olarak kayıtlıdır. Görevi gereği İstanbul dışına çıkan şairin Şam, Bağdat ve Rumeli’yi gezdiği bilinir. Gevherî, ordu şairi olmasının yanı sıra, divan katipliği de (Bursa, İstanbul ve Rumeli) yapmıştır. Cahit Öztelli Gevherî’nin Avusturya seferine katıldığını söylüyorsa da Şükrü Elçin bu konuya katılmamaktadır.

Gevherî’nin eserlerine bakarak hareket ettiğimizde onun medrese öğrenimi görmüş olduğunu söyleyebiliriz. Hem hece hem de aruz ölçüsü kullanan şair, şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeler de dikkat çeker. Gevherî’nin hece ile yazdığı şiirleri koşma ve semai; aruzla yazdığı şiirleri ise kalenderi, gazel, divan, semaî ve müstezat tarzındadır.

Gevherî’nin şiirleri divanın dışında cönklerde de yer almaktadır. Türkiye ve Avrupa kütüphanelerindeki cönklerde çok sayıda şiirleri bulunan şairin Çorum ve Bursa’da bulunan yazmalarda divandan çok divançe özelliği gösterir.

Eserlerinde aşk, tabiat, sevgili ve ayrılık konularını işleyen şair, musiki makamlarından olan Gevherî makamı onun musikiyle ilgilenen bir âşık olduğunu düşündürür.

“AŞK

Kurtulamam üç nesnenin elinden

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Üçü bilmez birbirinin hâlinden

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleden

Firkattir cevr ile sinem dağladan

Gurbettir gözlerimden kan ağladım

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Bahrî gibi ummanları yüzdüren

Mecnun gibi sahraları gezdiren

Ferhad gibi dağlar başın kazdıran

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran

Beni sevdiğimden cüda düşüren

Muhabbet deryasın baştan aşıran

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevherî der dersim aldım hocadan

Okuyup hatmittim kara heceden

Koç yiğidi pir eyleyüp kocadan

Biri firkat biri gurbet biri aşk”(Elçin 1984: 146)

Müstezat: Her dizesine bir küçük dize eklenmesiyle oluşan şiirlere denir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Bizim kaderimizden günler, vakitsiz bir hale geldi;günler yanlışlarla yoldaş oldu. Günler geçtiyse, geçip gitsin;korkumuz yok. Ey temizlikte benzeri olmayan, hemen sen kal! Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı. Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselam. Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın? “

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ

MESNEVİ-İ ŞERİF

ERÇİŞLİ EMRAH

Erçişli Emrah’ın doğum ve ölüm tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bugün hayatı hakkındaki bilgiler, hayatı etrafında oluşan Erçişli Emrah ve Selvihan hikayesi ile bir iki küçük belgeye dayanmaktadır. Âşık ve halk hikayecilerinin anlattığına göre Erçişli Emrah Âşık bir babanın çocuğudur ve pir elinden bade içmiştir.

Vefatı hakkındaki bilgiler hayatı etrafında oluşan hikâyeden ve son yıllarda yapılan araştırmalardan elde edilmiştir. “Erçiş kurbünde (yakınında) yetişmiş derd-i yâr ile bağrıyanık Karakoyunlu âşıklarındandır.”(Sakaoğlu 1987:19). Bu kısacık bilgi onun hakkında en güvenilir kaynaktır. Erçişli Emrah’ı Fuad Köprülü gün ışığına çıkarmıştır ve onunla ilgili ilk araştırmayı da Murat Uraz yapmıştır.

Araştırmacılar, Erzurumlu Emrah ve Erçişli Emrah’ın karıştırılmaması için ortaya bazı ölçütler koymuşlardır. Bu ölçütlere göre:

Erzurumlu Emrah medrese öğrenimi görmüş, Erçişli Emrah’ın ise öğrenimi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak babası âşık olduğu için, sınırlı da olsa eğitim aldığı söylenebilir.

Erçişli Emrah badeli âşıktır. Erzurumlu Emrah ise bade içmemiştir.

Erçişli Emrah, din tasavvuf, ezel, ebed, varlık ,yokluk gibi kavramlarla ilgilenmemiştir. Erzurumlu Emrah ise din ve tasavvuf konularıyla ilgilenmiştir.

Erzurumlu medrese öğrenimi gördüğü için halk şiiri türlerinin yanında divan, semaî, kalenderî, ve gazel gibi türler yazmıştır. Erçişli Emrah ise şiirlerinin tamamını hece ölçüsüyle söylemiştir.

Erzurumlu Emrah Nakşibendî tarikatının Halidiye koluna bağlı olduğundan dolayı ezel-ebed ve tasavvuf konularını şiirlerinde sıklıkla işlemiştir. Erçişli Emrah ise herhangi bir tarikata bağlı değildir.

Erzurumlu Emrah’ın aruzla yazdığı şiirleri yabancı tamlamalarla Arapça- Farsça asıllı kelimelerle doludur. Erçişli Emrah’ın şiirleri ise Azerbaycan türkçesi ve Van Erçiş ilçesinin ağız özellikleri görülür.

Araştırmacılar, Erçişli emrah’ın bütün şiirlerine ulaşamamışlardır. Erzurumlu Emrah’ın ise elimizde divanı bulunmaktadır. Erçişli’nin şiirleri Erzurumlu Emrah’ın dışında Karaca Oğlan, Bayburtlu Zihni ve Develili Seyrânî ile de karışmıştır.

Erçişli Emrah’ın hayatı hakkında gelişen Erçişli Emrah ile Selvihan Hikayesi sevda konulu hikayelerden olup Erzurumlu Emrah’ın hayatı etrafında böyle bir hikaye oluşmamıştır.

Erçişli’nin şiirlerinde Van Erçiş’ten Saat/ Sahat Çukuru (Iğdır) ve İran’a doğru bir yolculuk söz konusu iken, Erzurumlu’da Karadeniz Sahillerinden Çankırı, Konya, Niğde, Sivas ve Tokat’a doğru bir yolculuk işlenmiştir.

Erçişli Emrah’ın mezarının Erçiş’te olduğu rivayetlere dayanırken Erzurumlu Emrah’ın mezarı ise Tokat’ın Niksar ilçesindedir.

Erçişli’nin elde bulunan şiir sayısı 150 kadardır. Erzurumlu Emrah’ın ise bu sayı çok daha fazladır.

Bütün bu hususlar Erçişli Emrah’ın şiirlerinin çok azının cönklerde olmak üzere daha çok sözlü kaynaklarda tespit edildiğini göstermektedir.

Erçişli’nin elimizde bulunan şiirlerinde sevgili, aşk, tabiat ve gurbet gibi konuları işlemiştir. Onun şairliğini etraflıca inceleyen Ali Saraçoğlu ve Saim Sakaoğlu’dur. Hayatı Etrafında oluşan Erçişli Emrah ve Selvihan Hikayesi’ni ise Muhan Bali tarafından değerlendirilmiştir. Bugün Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki âşıklar Erçişli Emrah’ın hikayesini anlatmanın yanı sıra şiirlerini de ezbere bilirler. Erçişli’nin doğup büyüdüğü yer olan Erçiş ilçesinde değişik zamanlarda düzenlenen toplantı ve törenlerle çeşitli yönleriyle değerlendirilmektedir.

“UCALANMIŞ

Dedim dilber ne melilsin

Dedi ürek parçalanmış

Dedim dilber kaddin elif

Dedi boyum ucalanmış

Dedim dilber bu ne haydır

Dedi benim kaşım yaydır

Dedim dilber üzün aydır

Dedi on beş gecelenmiş

Dedim dilber üzün mahı

Dedi menim hublar şahı

Dedim ağlatma Emrah’ı

Dedi neynim kocalanmış(Sakaoğlu 1987: 147)

Kalenderî: Âşık şiirinde aruzun mef’ûlü mefâ’ilü mefâ’îlü fe’ûlün kalıbıyla söylenen veya yazılan şiirlerdir.

Divan: Âşık şiirinde aruzun fa’ilatün(3) fa’ilün kalıbıyla yazılan veya söylenen şiirlerdir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

XVII.YÜZYIL ÂŞIKLARI VE İZ BIRAKAN TEMSİLCİLERİ

Bu yüzyılda yaşayan âşıklardan: Âşık Ömer, Karaca Oğlan, Erçişli Emrah ve Gevheri gibi önemli âşıkları tanıtmaya çalışacağım.

ÂŞIK ÖMER

Doğum ve ölüm tarihi hakkında ki bilgiler pek sağlıklı değildir. Âşık Ömer’e Konya ilinin Hadim ilçesinin Gözleve (Korualan) köyü, Aydın ili ve Kırım’da Gözleve(Eupatoria) adıyla bilinen yerleşim birimi sahiplenmektedir. Kırım’da Gezleve adıyla bilinen Karadeniz sahilindeki köyde Âşık Ömer’le ilgili rivayetlere rastlanmamakla birlikte Kırım Türkleri, Âşık Ömer’e daima sahip çıkmışlardır.

Kırım Türkleri arasında onun şiirleri bestelenmiş, geçmişte meclislerde okunmuş, günümüzde ise okunmaya da devam etmektedir. Sibirya sürgününde yanlarında götürdükleri eserlerden biri Âşık Ömer Divanı’dır. Bu nedenden dolayı Bu Divan Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te kiril harfleriyle yayımlanma şansını bulmuştur. Âşık Ömer, Karaca Oğlan’dan sonra ünü bütün Türk dünyasına yayılan ve Türk dünyasının ortak âşığı sıfatını kazanmış önemli şairlerden biridir.

Üsküdarlı Hasib’in Risale-i Vefayât adlı eserinde Âşık Ömer’in vefat tarihi 1707 yılı olarak verilmektedir. Mezarı ise İstanbul’dadır. Elde bulunan eserlerinden hareketle Âşık Ömer’in bir ordu şairi olduğu söylenebilir. Divan’ındaki şiirleri arasında ise savaşları konu edinenler azımsanmayacak derecededir. Eserinden hareket ettiğimizde şairin Osmanlı-Rus savaşına da katıldığı öğrenilir. Âşık Ömer’in eserlerine baktığımızda onun Bursa, Varna, Sakız, tunca, İstanbul, Sinop ve Bağdat gibi yerleşim merkezlerini gezdiği tahmin edilmektedir. Eserlerinde IV. Mehmet(1642-1693)’den itibaren Osmanlı İmparatorluğunun dört padişahın söz etmektedir. Bunların arasında II. Ahmet (1643-1691)’in özel bir yeri vardır.

Âşık Ömer medrese öğrenimi görmüş bir âşıktır. Ömer’in hem medrese öğrenimi görmesi hem de Hafız Divanı’nı, Bostan’ı ve Mesnevi’yi incelemesi onun iyi derecede Farsça bildiği anlaşılır. Bir mısrasında “Arabî, Farsü bilmeyen dile minnet eylemem.” dediğine bakılırsa, Farsçanın dışında Arapça’da bilmektedir. Ömer’in şiirlerinin bazıları klasik formda bestelenerek günümüzde bile musiki meclislerinde okunmaktadır. Âşık Ömer’in eserleri incelendiğinde hem hece hem de aruz vezniyle şiirler yazdığı görülür. Divanının hem matbu hem de yazma nüshaları olmakla birlikte pek çok cönkte de onun eserlerine rastlanılmaktadır.

Âşık Ömer’in, mahlası diğer Ömer mahlaslı başka âşıklarında olması onun şiirlerinin karışmasına neden olmuştur. Şair Ömer mahlasının dışında Derviş Nihanî, ve Adlî mahlaslarını da kullanmıştır. Âşık Ömer’in Türk şiirine getirdiği yeniliklerden biri 58 dörtlükten oluşan Şairnâmesidir. Bu şiirde döneminden önce ve zamanında yaşamış olan 47 âşığın (Âhî, Bağzade, Dağlı Mustafa, Deli Balta, Emirzade, Gedayî, Halil(Bursalı), Karaca Oğlan, Kâmil, Katibî, Köroğlu, Kuloğlu, Meyli, Öksüz Âşık, Sipahî, Yazıcı, Yegânî vb. yanında 88 şairden de bahsetmektedir. Âşık Ömer’in Şerifi adlı bir şairden övgü ile söz etmesi, araştırıcılarda Şerifi’nin onun ustası olduğu düşüncesini ön plana çıkarmıştır. Safayî tezkiresinde Şerifî’nin Kırımlı olduğu ve öğrenimini tamamladıktan sonra Rumeli’ye gittiğinden söz edilmektedir.

“Şerîfî değil mi cümleye üstad

Ol değil mi bizi eyleyen irşâd(Ergun 1936:433)”

Âşık Ömer’in İstanbul ve semtlerini anlatan destanı da ünlüdür. O ayrıca hayvanlarla ilgili uzun destanlar da yazan bir âşıktır. Ömer şiirlerinden hareketle Nesimî, Ahmed Paşa, Fuzulî, Nef’î ve Bakî gibi şairlerin az da olsa etkisi altında kaldığı söylenebilir. Onların şiirlerine nazireler yazması; gazel, murabba, satranç, kalenderi, müstezad gibi şekillerin örneklerini vermesi bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Ayrıca Ahmet Paşa, Fuzuli ve Ataî gibi şairlerin şiirlerine nazirelerde yazmıştır.

Ömer’in şiirlerine ise Âhu, Rûhî, Levnî, Siyâhî ve Şevkat gibi şairler nazireler yazmışlardır. XX. yüzyıl âşıklarından Bardızlı Nihanî’de onun için bir medhiye söylemiştir. Âşık Ömer, şiirlerinde âşk, tabiat ve sevginin yanında kahramanlık ve tasavvuf konusunu da işlemiştir. Âşık Ömer’in ismi kendisinden sonra şairnâme yazan Gubarî ve Hızrî’de geçmektedir. Ayrıca Sivaslı âşıklar Rusatî XIX. yüzyıl, Feryadî, Emsalî, İsmetî, Noksanî ve Talip Kılıç(XX. yüzyıl) şairnâmelerinde Âşık Ömer’den bahsederler.

“DERDE

Dedi bir pir bana pişman olursun

Razın açma Hüda’dan gayrı ferde

Vücudun şehrine sultan olursun

Sabredersen Eyyüp misali derde

Sanma isteyenler murada ermez

Kimsenin ettiği yanına kalmaz

Zalimin zulmune Hak kail olmaz

Ya mazlumun ahı kalır mı yerde

İste muradını bârî Huda’dan

Bekle tevekkülü geçme rızadan

Yakar Arş u Kürs’ü geçer semadan

Feryad-ı garibe olur mu perde

Felek camlar sundu semler alursun

Kurtulmaz ebedî gamda kalursun

Namerde yâr olma namerd olursun

Merd olursun yâr ol merd oğlu merde

Ömer köpeklerin olsun dil bağı

Tevekküle bend et can ile teni

Gam çekme murada erdirir seni

Biçare devletin var ise serde( Ergun 1936:32-33)”

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları