MESNEVİ’DEN SEÇMELER

Padişahın bir halayığa âşık olup satın olması, halayığın hastalanması, onu iyi etmek için tedbiri

“Ey dostlar, bu hikâyeyi iyi dinleyin. Gerçekte o bizim bugünkü halimizdir. Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din saltanatına malikti. Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş, giderken ana yolda bir halayık gördü. O halayığın kölesi oldu. Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi, o halayığı satın aldı.

Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı. Birisinin eşeği varmış fakat palanı yokmuş. palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış. Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. suyu bulunca da ibrik kırılmış! Padişah sağdan soldan hekimler topladı. Dedi ki: “İkimizin hayatı sizin elinizdedir. Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim hastayım dermanım o”.

devamı yarın…

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

XIX. YÜZYIL ÂŞIKLARI VE ÖZELLİKLERİ

XIX. yüzyıl divan şiiri alanında önemli şairleri Enderunî Vasıf, İzzet Molla, Hâlet, Lefkofçalı Galib, Şeref Hanım, Leylâ Hanım gibi önemli şairler yetişmiştir.

Tasavvufi Türk Halk şiiri alanında ise Selâmi Mustafa, Zekâî Mustafa, Türabî, Kuddusî Ahmet gibi şairler dikkatleri çeker.

Bu yüzyılın en önemli özelliği batı etkisinde kalan şairlerin birden çok eserler vermesidir. Bunlar arasında Namık Kemal, Âkif Paşa, Ziya Paşa, İbrahim Şinasi, Recaizade Mahmud Ekrem, Abdulhak Hamid gibi şairler sayılabilir.

Âşık edebiyatı alanında ise; Agahi, Bedri, Beyoğlu, Celali, Bezmi, Cevri, Dadaloğlu, Ceyhuni, Dertli, Deliboran,Devami, Erzurumlu Emrah, Gündeşlioğlu, Gedai, Hızri, Hengami, Kamili, İkrari, Kemteri, Kusuri, Minhacı, Muhibbi, Nuri, Nigari, Pinhani, Pesendi, Ruhsati, Seyrani, Seyyid Osman, Serdari, Şem’i, Sümmani, Tıfli, Tahiri, Zihni, Veli gibi âşıklarımız sayılabilir.

Bu yüzyılda saz şairlerinin hayatları hakkında gerek sözlü gerek yazılı doğru bilgilere rastlanılabilir.

XIX. yüzyıl âşıkları genel olarak hecenin yanında aruz vezniyle de şiirlerini yazmışlardır. Şairlerin iki vezne de hakim olmaları onların farklı türlerde eserler vermelerini sağlamıştır. Koşma, destan, varsağı ve semailerin yanı sıra kaside, gazel, terci-i bend, terkib-i bend, muhammes, müselles, satranç, vezn-i aher, selis ve divan türlerinde çok sayıda eserlerin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

Âşıkların yaşadıkları yerleşim merkezlerinde çeşitli toplantılar düzenlenmiştir. Seyrânî için Develi’de (Kayseri), Sümmanî için Samikale’de (Narman- Erzurum), Erzurumlu Emrah için türbesinin bulunduğu Niksar’da (Tokat), Âşık Şenlik için Çıldır (Ardahan) ve Ankara’da, Dadaloğlu için Kaman (Kırşehir), Dadaloğlu (kayseri), Âşık Tahirî için Ortaköy’de (Niğde) toplantılarının gerçekleştirmekte olduğu görülür.

DİVAN: ÂŞIKLARIN ARUZUN FÂİLÂTÜN, FÂİLÂTÜN,FÂİLÂTÜN,FÂİLÜN,KALIBIYLA GAZEL, MURABBA, MUHAMMES,MÜSEDDES,MUSAMMAT VE MÜSTEZAT ŞEKLİYLE ORTAYA KOYDUKLARI ŞİİR ŞEKLİ.

SELİS: ÂŞIKLARIN ARUZUN FEİLÂTÜN(FÂİLÂTÜN) FEİLÂTÜN FEİLÂTÜN FEİLÜN KALIBIYLA YAZDIKLARI ŞİİRE VERİLEN AD.

VEZN-İ AHER: GENELLİKLE ARUZUN RECEZ BAHRİNDE OLAN VE BEŞ HECEYE DENK DÜŞEN MÜSTEFİLÂTÜN MÜSTEFİLÂTÜN MÜSTEFİLÂTÜN MÜSTEFİLÂTÜNKALIBIYLA YAZILMIŞ ŞİİRLERE VERİLEN AD

SATRANÇ: ARUZ VE HECE İLE YAZILABİLEN, TAKTİKLERİ YAHUT DURAKLARI SATRANÇ TAHTASI DÜZENİNDE OLAN ŞİİRLERE VERİLEN AD.

KAYNAKÇA: AÇIKÖĞRETİM KAYNAKLARI

XVIII. YÜZYIL ÂŞIKLARI II.

ÂŞIK BAĞDADİ

Bağdadi mahlasını almasından ötürü Bağdatlı olduğu tahmin edilir. Bağdadi şiirlerinde III.Selim’den saygıyla söz etmektedir.

ÂŞIK DERUNİ

Elimizde bulunan destanından hareket edecek olursak 1799 yılında hayatta olduğu söylenebilir.

ÂŞIK HALİL

3.Selim döneminde yaşayan âşık aslen Bursalı’dır. Hece ile yazdıklarının eserlerin yanında aruzla yazdığı eserleri de vardır. Ömrünün sonuna doğru yazdığı eserinde dini ve tasavvufi konular işlemiştir. Şairnamelerde Âşık Halil’den söz ediliyorsa da mahlaslar karıştığı için bunun hangisi olduğunu tespit etmek oldukça güçtür.

ÂŞIK NİGARİ

Fuad Köprülü, şairin Konyalı olabileceğinden söz eder. Bir destanında ise 1807 yılındaki bir isyanı işlemesinden dolayı XVIII. Yüzyılda yaşadığı tespit edilir. Destanında işlediği tasvire bakılacak olursa da Nigari’nin bu isyana katılmış olabileceği sonucunu çıkartmaktadır.

LEVNİ

Bu yüzyılın en önemli âşığıdır. Aslen Edirneli olan âşığın adı Abdülcelil Çelebi’dir. Şair, âşıklığın yanında minyatür ustalığı, ressamlığı ve hattatlığı ile dikkatleri üzerine çekmektedir.Atalarsözü Destanı ve Selanik-İstanbul yolculuğunu konu alan Tekerleme’si türünde ilk örnekler olması bakımından önemlidir. Edirne’den Istanbul’a göç eden LEVNİ 1733 yılında burada vefat etmiştir. Âşık Ömer’in de resmini yapmasına bakıldığında âşıklarla dostluk içerisinde olduğu görülür. Levni’nin mahlası renk dünyasına işaret eder. Hızri’nin şairnamesinde LEVNİ’den söz etmektedir.

TALİBİ

Talibi, XVIII. Yüzyıl ortalarına doğru Tokat ilinin Zile ilçesinde doğmuş ve 80 yaşlarında 1813 yılında doğduğu yerde vefat etmiştir. Turhal şeyhi Mustafa Efendi’nin halifesi olan Talibi’nin imparatorluğun başkenti İstanbul’da kabul görmesine bakılırsa, dönemin ünlü âşıkları arasında olduğu görülür. Zileli Fedai, Raşid, Es’ad Talibi’nin çıraklarıdır. Dini ve tasavvufi eserlerin yanında lirik eserlerde yazan Talibi, Gubari’nin şairnamesinde adı geçer.

XIII.YÜZYIL ÂŞIKLARI

ABDi

Sun’i, şairnâmesinde Âbdi’nin Şarkı ile birlikte Bağdat’a şan veren bir şair olduğu söylenir. XVII. Yüzyılın âşıkları olan Âşık Ömer ve Gevheri’nin etkisinde kalmış hece ve aruzla yazdığı eserleri vardır.

ÂGÂHİ

Bulunmuş bir cönkte XVIII.yüzyıla kadar âşıkların adı geçtiği için Âgâhi de bu yüzyılın âşığı olarak kabul edilmektedir. Hızri’nin şairnamesinde adı geçen Âgâhi’nin âşığımız olabilme ihtimali yüksektir.

ÂŞIK AHMED

Avusturyalıların Bosna’ya yaptıkları seferle ilgili olarak yazdığı bir destandan hareketle (1737), XVIII. Yüzyıl âşığı olarak kabul edilir.

ÂŞIK ALİ

1714 yılında Nasuh Paşa’nın öldürülmesi üzerine söylediği şiirden hareketle yaşadığı dönem belirlenir.

Kaynakça:Açıköğretim Kaynakları

XVIII. YÜZYIL ÂŞIKLARI VE ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ

Bu yüzyılın yetiştirdiği âşıklara bakılacak olursa önceki yüzyıllara kıyasla güçlü âşıklar bulunmamaktadır. Bu yüzyılın âşıkları geleneği zorla da olsa yürütmeye çalışmışlardır. Fakat yukarıda da söylendiği gibi VII.yüzyıll aşıklarıyla kıyaslanacak güçte bir âşığımız yoktur.

Kaynakça:Açıköğretim kaynakları

XVIII.YÜZYIL ÂŞIKLARI VE ÖZELLİKLERİ

Bu yüzyılda divan şiiri alanında Şeyh Galip, Nedîm, Koca Ragıp Paşa, Esrar Dede, Nahifî, Veysî, Haşmetî, Seyid Vehbî, Fıtnat Hanım yetişmiştir.

Tasavvufî Türk halk şiiri alanında ise Sezaî dikkatleri çekmektedir.

Bu yüzyılda XVII. yüzyıl âşıkları gibi güçlü âşık yetişmemiştir. Bu yüzyılın âşıkları genellikle ordu şairi olup elimizde de fazla şiirleri bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılın önemli temsilcileri arasında şu âşıklarımızı sayabiliriz: Agahî, Abdî, Ahmet, Âşık Sait, Ali, Bağdadî, Derunî, Civan, Derviş Musa, Kâmil, Halil, Nifarî, Hocaoğlu, Nuri, Kabasakal Mehmet, Hükmî, Kara Hamza, Kıymetî, Kâtibî, Kul Himmet Üstadım, Levnî, Küşâdî, Mağripoğlu, Mecnunî, Mahdumî, Nakdî, Nurî, Neşatî, Sadık, Ravzî, Seferlioğlu, Said, Süleyman, Sırrı, Şermî, Şem’î, Vartan, Talibî vb sayılabilir.

XVIII. yüzyıl âşıkları hakkında pek bilgi yoktur bu nedenle âşıklar hakkındaki bilgiler cönklerde yer alan âşıkla ilgili şiirden çıkarılmaktadır. Âşıklarımız bu yüzyılda genellikle hece ölçüsüyle şiirlerini yazmakla birlikte az da olsa aruzla yazdıkları şiirleri de vardır. Anadolu’nun dışında imparatorluğun hakim olduğu diğer coğrafyalarda da yetişen âşıklarımız vardır.

Yine bu yüzyılda yaşamış âşıkların, yaşamları hakkında oluşan halk hikayeleri de yok denecek kadar azdır.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÖKSÜZ ÂŞIK

Öksüz Âli’nin asıl ismi Ali’dir. XVI. yüzyıl şairlerinden Öksüz Dede ile karıştırılan Öksüz Âşık bu sebepten dolayı daha geç tanınmıştır. Âşık Ömer’in Şairnâmesi’nde adı geçen şairin yazmış olduğu Tuna Nehri ile ilgili şiiri onun balkanlarda yaşadığını bir delil olarak göstermektedir.

Öksüz Âşık’ın tespit edilen şiirlerinden hareketle dilinin sade, üslubunun ise samimi olduğu görülür. Şair yazmış olduğu şiirlerinde sevgi konusunu ele almıştır.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

KÖROĞLU

Hayatı hakkında bilgiler yok denecek kadar azdır. Eserleri XVI. yüzyılda yaşadığı zannedilen Köroğlu ile karışmıştır. Onunla ilgili tek bilgi Davut Paşa’yı idamdan kurtarmak için yeniçeriler arasında yer almasıyla ilgili olandır.

Çöğür çalmadaki becerisi ve sade bir dille şiir söylemesiyle bilinir.

KULOĞLU

Asıl adı Mustafa olan âşığın hayatı hakkında bilgiler fazla değildir. Dadaloğlu, Köroğlu ve Kuloğlu ile ilgili kitap hazırlayan Cahit Öztelli’ye göre Sultan IV. Murat(1623-1640)’a yakın olan şair Sultan’ın vefatından sonra Cezayir’e sürülmüş ve Sultan İbrahim’in vefatından sonra ise (1648) İstanbul’a geri dönmüştür. Naima’ya göre de sultan II. Osman’ı öldüren Davut Paşa’yı cellatların elinden kurtarmıştır.

Hem hece hem de aruzla şiirler yazan Kuloğlu dönemine göre dili sadedir. Şiirlerinde ise aşk ve kahramanlık konularını işlemiştir.

Şairnâme sahibi Sun’î’ye göre “şakıyan bir bülbül”, Âşık Ömer’e göre de “nâm ü nişânı” belli olan bir saz şairidir. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Kuloğlu’nu çağının ünlü âşıkları arasında saymaktadır.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

KAYIKÇI KUL MUSTAFA

Kayıkçı Kul Mustafa’nın doğum ve ölüm tarihi bilinmemekle birlikte Murat Reis’in (1609) vefatı üzerine söylediği bir eserinden hareketle onun XVI. yüzyıl son çeyreğinde doğduğu söylenir.

Birçok sefere katılan âşık bir ordu şairidir. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Kayıkçı Mustafa ve Kayıkçılar Mustafası’nda ard arda söz edilir. Birincinin Kayıkçı Kul Mustafa olabilme ihtimali yüksektir.

Duru bir dile ve akıcı üsluba sahip olan Kayıkçı Kul Mustafa başta Gevherî olmak üzere pek çok şair tarafından takdir edildi.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Gönlüm, gamınla hergün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor… Sevgilim, merhametsiz kalbin, hergün benden biraz daha bıkıyor, gamından biz vazgeçtik;ama gamın bizden vazgeçmedi. Gerçekten gamın senden daha vefalı imiş.”

Mevlânâ Celâleddîn-i Rumî