değer

Önceden çok kullanmış olduğum bir cümle, ah be hayat beş kuruş ettiğin yok ama seni yaşamak zorundayım, derdim. Şu an baktığım da ise yine aynı fikirde miydim, evet. Tek fark senin hayata olan bakış açın evet yaşamak zorundayız bu hayatı yani bu deveyi gütmek zorundayız. Bu sebepten dolayı insan bakış açısını değiştirmek zorundadır. Faydalı olarak belki üretim odaklı düşünerek insan bu olumsuz psikolojiden çıkabilir. Bunun yerine gelen düşünce de yaşıyorum ve faydam dokunuyor bir şeyler üretebiliyorum. Okuyorum kendimi geliştiriyorum çevremde olanlara katkı sağlayabiliyorum. Bu düşüncelere sahip olmak ve bu şekilde yaşayabilmek insanın kendini özel hissettirecek , hayatı özel hissettirecek önemli şeylerdir. Her şey bakış açımızda gizli yani bakış açımızı düzelttiğimizde diğer şeyler de otomatik olarak düzelmektedir.

T.GÜNGÖR

BREMEN MIZIKACILARI

Bremen Mızıkacıları, Grim Kardeşler (Jakop Grimm-Wilhelm Grimm)’in yazmış olduğu masallardan biridir. Eser fabl uslubunda yazılmış olup sahiplerinin kendilerine kötü davranmasından dolayı evden kaçan bir eşek, köpek, kedi ve horozun Bremen’e giderek orada müzisyenlik yapma düşünceleri anlatılır.

Dünya klasik masallarından biri olan bu masal aynı zamanda dostluğun masalı olarak da kabul edilir. Çünkü yapayalnız kalmış bu dört hayvanın bir araya gelişinden ziyade aynı zamanda arkadaşlıkları da anlatılmaktadır.

İki yüz yıl önce Almanya’da yaşayan Grimm kardeşler yüzlerce anonim masal derlemişlerdir ve her bir masal ders çıkarma niteliğindedir. Bremen Mızıkacıları’nda ise çocuklara anlatmak istedikleri şey hiçbir koşulda umudun kaybedilmemesi gerektiği ve dayanışmayla her türlü güçlüğün üstesinden gelineceği anlatılmaktadır.

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Onun semti hangi mahallede? diye sordu. Kız, “Köprü başında, Gaffar mahallesinde” dedi. Hekim, “Hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim; sevin ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacağım; Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha şefkatliyim; Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah bunu senden ne kadar sorup soruştursa yine sakla;

Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hasıl olur; dedi. Peygamber demiştir ki:” Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına erişir”. Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir. Altın ve gümüş gizli olmasalardı… madende nasıl musaffa olurlar, nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi? O hekimin vaatleri hastayı korkudan kurtardı.

Gerçek olan vaatleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaatler ise insanı ıstıraba sokar. Kerem ehlinin vaatleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaatleri ise gönül azabıdır. O velinin, halayığın hastalığını anlaması ve padişaha arz etmesi ondan sonra hekim, kalkıp padişahın huzuruna gitti, padişahı bu meseleden birazcık haberdar etti. Dedi ki” çare şundan ibaret: Bu derdin iyileşmesi için o adamı getirelim Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır, onu altınla elbise ile aldat.” Padişah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden kabul etti.

O tarafa ehliyetli, kifayetli, adil iki kişiyi elçi olarak gönderdi.

devamı sonra

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

Bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor. İğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır. Ayağa batan dikeni bulmak, bu derece zor olursa, yüreğe batan diken nicedir? Cevabını sen ver! Her çer çöp ayarında olan, gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi? Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar.

Zıplar zıpladıkça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çıkarmak için akıllı bir adam lazım. Eşek, dikeni çıkarabilmek için can acısı ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar. O diken çıkaran hekim, üstad idi. Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu. Halayıktan hikaye yoluyla dostların ahvalini sormaktaydı. Kız bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.

Hekim, kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının atmasına dikkat etmekteydi. Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün isteği odur diyordu. Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir memleketi andı. “Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun? “dedi. Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının atması başkalaşmadı.

Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz ekmek yediği kişileri tekrar tekrar. Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı ne çehresi sarardı. Hekim şeker gibi Semerkant şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabii haldeydi fazla atmıyordu. Semerkant’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o Semerkantlı bir kuyumcudan ayrılmıştı. O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belanın aslına erişince:

Devamı sonra…

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

REGAİP KANDİLİ NEDİR?

İslam dini için büyük öneme sahip olan üç aylardan; Recep ayının ilk perşembe gününü cumaya bağlayan geceye Regaip Kandili ( rahmet ve bereket gecesi) denir.

Allah, bu gece müminlere, ragibetler( ikramlar, ihsanlar) yapar. Bu gecenin önemini bilerek edilen dualar kabul olur yapılan ibadetlere de sayısız sevaplar verilir.

Herkesin Regaip Kandilini kutlayarak bu gecenin feyiz ve nimetlerinden tüm İslam aleminin faydalanmasını temenni ederim.

ENERJİ ,KOD

İnsan neyi çok anarsa ve beynini neyle meşgul ederse onu çağırırmış derler. Peki ya büyüklerimizden gelen ve otomatik olarak bize yazılan kodları hiç düşünmediğimiz halde nasıl kendimize çekeriz. Yani düşünülmeyen şeyleri neden yaşarız. Bu sorunun cevabını çok merak etmiştim ta ki bir arkadaşımın kitap önerisini alana kadar. Sizlerle de paylaşmak isteyeceğim bu kitabın adı Bülent Demircioğlu’nun Sırlarımız Kadar Hastayız adlı eseridir. Bu eseri okuduğunuzda hayatınızda gerçekleşen bazı olayların sebebini daha iyi anlayabilirsiniz.

okuduğum eserleri burada zaman zaman paylaşarak kitap önerileri de sunacağım.

sevgilerimle T.GÜNGÖR

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

Padişahın hastayı görmek üzere hekimi götürmesi 4

Ona “Sevgilinin sırlarını gizli kapaklı geçmek daha hoştur. Sen, artık hikayelere kulak ver , işi onlardan anla! Dilbere ait sırların, başkalarına ait sözler içinde söylenmesi daha hoştur dedim.” O da, “Bunu apaçık söyle ki dini açık olarak anmak, gizli anmaktan iyidir. Perdeyi kaldır ve açıkça söyle ki ben, güzelle gömlekli olarak yatmam” dedi. Dedim ki:” O apaçık soyunur, çırılçıplak bir hale gelirse ne sen kalırsın, ne kucağın kalır, ne belin!

İste ama derecesine göre iste; bir otun, bir dağı çekmeye kudreti yoktur. Bu âlemi aydınlatan güneş , bir parçacık yaklaştı mı her şey yandı gitti! Fitneyi ,kargaşılığı ve kan dökücülüğü araştırma, Şems-i Tebrizi’den bundan fazla bahsetme. Bunun sonu yoktur; sen yine hikâyeye başla…

O velinin, halayığın hastalığını anlamak için padişahtan halayıkla halvet olmayı dilemesi Hekim dedi ki:”Ey padişah evi halvet et yakını da uzaklaştır.

Köşeden bucaktan kimse kulak vermesin de ben bu cariyecikten bir şeyler sorayım.”Oda boşaldı, Hekim ile hastacıktan başka kimse kalmadı. Hekim tatlılıkla yumuşak yumuşak dedi ki: “Memleketin neresi ? Çünkü her memleket insanının ilacı başka başkadır. O memlekette akrabandan kimler var? Kime yakınsınız; neye bağlısın? Elini kızın nabzına koyup birer birer felekten çektiği çevir ve meşakkati soruyordu.

… devamı sonra

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

Padişahın hastayı görmek üzere hekimi götürmesi 3

Can şimdi eteğimi çekiyor. Yusuf’un gömleğinden koku almış!” Yıllarca süren sohbet hakkı için o güzel hallerden tekrar bir hali söyle, anlat. Ki yer, gök gülsün sevinsin. Akıl, ruh ve göz de yüz derece daha fazla sevince, neşeye dalsın” diyor. “Beni külfete sokma, çünkü ben şimdi yokluktayım. Zihnim durakladı, onu övmekten acizim. Ayık olmayan kişinin her söylediği söz dilerse tekellüfe düşsün, dilerse haddinden fazla zarafet satmaya kalkışsın yaraşır söz değildir.

Eşi bulunmayan o sevgilinin vasfına dair ne söyleyeyim ki bir damarım bile ayık değil! Bu ayrılığın, bu ciğer kanının şerhini şimdi geç, başka bir zamana kadar bunu bırak!” Can dedi ki:”Beni doyur, çünkü ben açım. Çabuk ol çünkü vakit keskin bir kılıçtır. Ey yoldaş, ey arkadaş! Sûfî, içinde bulunduğu zamanın gereklerine göre iş görür. Yarın demek yol şartlarından değildir. Sen yoksa sufi bir er değil misin? Vara, veresiyeden yokluk gelir”

… devamı sonra

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ