KAYIKÇI KUL MUSTAFA

Kayıkçı Kul Mustafa’nın doğum ve ölüm tarihi bilinmemekle birlikte Murat Reis’in (1609) vefatı üzerine söylediği bir eserinden hareketle onun XVI. yüzyıl son çeyreğinde doğduğu söylenir.

Birçok sefere katılan âşık bir ordu şairidir. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Kayıkçı Mustafa ve Kayıkçılar Mustafası’nda ard arda söz edilir. Birincinin Kayıkçı Kul Mustafa olabilme ihtimali yüksektir.

Duru bir dile ve akıcı üsluba sahip olan Kayıkçı Kul Mustafa başta Gevherî olmak üzere pek çok şair tarafından takdir edildi.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Gönlüm, gamınla hergün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor… Sevgilim, merhametsiz kalbin, hergün benden biraz daha bıkıyor, gamından biz vazgeçtik;ama gamın bizden vazgeçmedi. Gerçekten gamın senden daha vefalı imiş.”

Mevlânâ Celâleddîn-i Rumî

BENLİ ALİ

1664 yılında Fransızların Cezayir’e yaptıkları baskından bahseden eserinden hareket ettiğimizde onun yaşadığı yüzyıl tespit edilebilir.

Sun’î’nin Tekerleme’sinde balıkçı olduğundan söz edilmesiyle birlikte, Hızrî’nin şairnâmesinde de adı geçmektedir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVÎ’DEN SEÇMELER

“Her şey maşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur, âşık bir ölüdür. Kimin âşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona! Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim? Âşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur? Aynan, bilir misin, neden gammaz değil? Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!”

MELÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

DİĞER KARACA OĞLANLAR

Karaca Oğlan’ın ününden yararlanmak isteyen bazı âşıklar, çeşitli yollarla onu ve şiirlerini kendi memleketlerine götürmüşler ve aynı mahlası almışlardır.

Şiirlerin bağlandığı yerleşim bölgeleri zamanla Karaca Oğlanla ilgili ürünleri kendilerinin diye kabul ettirmiş ve o eserler de bir âşığa mal edilmiştir. Bu sebepten dolayı Türkiye içinde ve dışında Karaca Oğlan mahlaslı birden fazla âşık vardır.

XVI.Yüzyıl Karaca Oğlan’ı

Şehzade Mehmet için babası III.Murat (1574-1595),990 (1582) yılında 55 gün süren bir sünnet düğünü hazırlatır. Bu düğünde kimin yazdığı bilinmeyen Surnâme-i Hümâyûn adlı eserde bu düğün anlatılırken “Karaca Oğlan türküsü” sözü yer almaktadır.

Gelibolulu Âli’nin Mevaidü’n Nefais fi Kavaidi’l-Mecâlis (1008/1599-1600) adlı eserinde onun şiirlerinin okunduğundan söz edilir.

Ayrıca Berlin, Paris, Vatikan, Viyana kitaplıklarındaki bazı yazmalarda yer alan şiirler XVI. yüzyıl Karaca Oğlan’ına aittir.

Âşık Ömer’in Şairnamesi’nde “Karaca Oğlan ise eski meseldir”diye anılan âşık da XVI. yüzyıl Karaca Oğlan’ıdır.

Kısacası XVII. yüzyılın ünlü âşığının şiirleriyle karıştırılma oranı yüksek olan adaşı bu âşığımızdır.

Yozgatlı Karaca Oğlan:

M.Şakir Ülkütaşır,1933 yılında yayımladığı bir makalesinde bu âşığımızı gündeme taşırken üç yıl sonraki bir yazısıyla da yedi şiirini ortaya koyar. Daha sonra Nazım Tanju ve M. Öcal Oğuz da bu âşığımızla ilgilenmişlerdir.

Azerbaycanlı Karaca Oğlan:

Azerbaycan Türkleri Karaca Oğlan’ı kendi kültürlerinin temsilcisi olarak görürler ve ağız özellikleriyle onun şiirlerini okurlar. Hatta buradaki şiirlerin önemli bir bölümü Anadolu’da bilinmemektedir. Gul Mahmud adındaki halk hikayesine göre bir daha türkü söylememek için sazını gömen Karaca Oğlan üç ölünün hayata döndürülmesi için yeniden sazını ele alır.

Türkmenistanlı Karaca Oğlan

Türkmenistan Türkleri Karaca Oğlan’ın doğum yerini ülkedeki Kazan Dağı olarak kabul görürler. Onlara göre âşığımız, sevdiği kıza kavuşamayınca Osmaneli’ne göçmüştür. Şair’in hayatı da Türkmenistan’da bir tiyatro eseri haline getirilmiştir.

Diğer Karaca Oğlanlar

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde bir Karaca Oğlan Sultan’dan söz eder.

Şair Kâni’nin Divan’ında, kahvehane ve bozahane şairi olarak tanıtılan bir Karaca Oğlan vardır.

Kadirli çevresinde bir cenaze merasiminde âğıt okuyanlardan biri de yörede Karaca Oğlan diye tanınan aşıktır.

Ali Rıza Yalgın’ın Cenupta Türkmen Oymakları’nda şiirlerini yayımladığı Silifkeli Karaca Oğlan XIX.yüzyılda yaşamıştır.

Çukurova’da Kadirli’nin Şahaplı Köyünde de Karaca Oğlan adını taşıyan başka bir âşık yaşamıştır.

“ELİF ELİF DEYİ

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif deyi

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif deyi

Elif’in uğru nakışlı

Yavru balaban bakışlı

Yayla çiçeği kokuşlu

Kokar Elif Elif deyi

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sîneme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif deyi

Evlerinin önü çardak

Elif’in elinde bardak

Sanki yeşil başlı ördek

Yüzer Elif Elif deyi

Karaca Oğlan eğmelerim

Gönül sevmez değmelerim

İliklemiş düğmelerin

Çözer Elif Elif deyi”( Sakaoğlu 2004:465-466).

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti. Ey âşık! Aşk Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa’da düşüp bayılmış! Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım, sırlarına tahammül edecek bir hemdem bulsaydım, ney gibi ben de söylenecek şeyleri söylerdim. Gönüldaşından ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir. Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin”.

MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RUMÎ

Çiçek vaktinde açacağı gibi bazı şeyler de vaktinde güzeldir. Aşk, sağlık, iş, arkadaşlık en önemlisi de aile bu sayılan şeylere nasıl bakarsan onlarda sana öyle bakar. Demem o ki çiçek yetiştirmek istersen çiçek diken yetiştirmek istersen diken biçersin. Bazı şeylere zamanında baktığın gibi nasıl baktığında önemlidir.

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Denizi bir testiye dökersen ne alır? Bir günün kısmetini… Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkar olduğundan inci ile doldu. Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi. Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi; Ey bizim kibir ve azametimizin ilacı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinusumuz!”

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

Burada şu şekilde yorum yapacak olursak elimizdekiyle yetinmeyi bilmek fazlasına göz koymamak sanırım insanı insan yapan değerlerden bir tanesidir. Kuşlar bile önlerine yem konulduğu zaman sadece doyacakları kadar yiyorlar ve geride kalana bakmadan uçup gidiyorlar. Sanırım kuşların bu davranışından öğreneceğimiz çok fazla şeyler var…

KARACA OĞLAN

Karaca Oğlan’ın doğum ve ölüm tarihleri hakkında net bilgi olmamakla birlikte bazı araştırmacıların yapmış olduğu farklı yöntemlerle bu tarihleri belirlemişlerdir. Araştırmacılara göre doğum tarihi 1015 (1606), 1045 (1636) yıllarını uygun bulurken vefat tarihi için de 1090 (1679),1100(1689) yıllarını uygun bulmuşlardır.

Karaca Oğlan’ın asıl adı konusunda farklı görüşler bulunur ; Mehmet, Hasan, Halil ve Smayıl(İsmail) gibi adları vardır. Şairimiz kabul gören görüşe göre Adana’nın Feke ilçesinin Göğceli köyündendir. Başka il,ilçe ve köylerimizde Karaca Oğlan’a sahip çıkmaktadır. Bunlar arasında Osmaniye-Bahçe-Farsak, Mersin- Mut-Çukur(yeni adı Karaca Oğlan), Osmaniye- Kadirli-Yusuf İzettin( Binboğa), Karaman-Ermenek, Aksaray-Kargın, Kilis-Musabeyli, Gaziantep-Nizip ayrıca bu konuda Azerbaycan, Türkmenistan ve Balkanlarında Karaca Oğlan’a sahip çıktığı unutulmamalıdır.

Şairimizin mezarı Yunus Emre gibi ülkemizin değişik bölgelerine bağlanmaktadır: Karaman-Başdere, Yozgat-sorgun, Mersin- Mut, Osmaniye-Düziçi- Düldül Dağı, Kahramanmaraş-Gazel Yaylası, Erzurum-Oltu-Zemzem Dağı, Mersin-Tarsus, Osmaniye-Bahçe- Hodu Yaylası.

Araştırmacılar birden fazla Karaca Oğlan olduğunu bu sebepten dolayı da aynı mahlaslı Karaca Oğlanlarla karışmış olabileceğini belirtmektedirler. Diğerlerini de şu şekilde belirtecek olursak:

Bu yüzyılın Karaca Oğlan’ı ayrıca Güneyli Karaca Oğlan ve Çukurovalı Karaca Oğlan diye de bilinir. Aşığımızla ilgili belli başlı belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerin başında 1610 Polonya doğumlu Albert Bobowski’nin 1650 yılında yazdığı Mecmûâ-i Saz ü Söz adlı eserinden gelmektedir. Sonraları Ali Ufkî adını alacak olan Bobobwski Karaca Oğlan’ın iki şiirine ve onların notalarına yer verir.

“Meded Allah’ı seversen

Gel imdi dilber gel imdi

Hasretinden ciğerciğim

Delindi dilber delindi”(Sakaoğlu 2004:872)

Latifi tezkiresinde yer alan “Kar’oğlan türküsün şâir sözünden” şeklindeki bir mısradan hareket edenler bu söyleyişi XVII. yüzyılın Karca Oğlan’ına bağlamaya çalışırlar. Oysa anılan tezkire 1546 yılında yazılmıştır. Bazı araştırmacılar Âşık Ömer’in şairnâmesinde yer alan dörtlükten hareket ederek oradaki Karaca Oğlan’ı Ömer’i çağdaşı olarak gösterirler. Oysa Karaca Oğlan’ın arasında yer aldığı âşıkların tamamı XVI. yüzyıl âşıklarıdır. Âşık Ömer, adını andığı âşığın “eski mesel”ve “ozan”olduğunu vurgular.

“Öksüz âşık deyişleri aseldir

Karac’oğlan ise eski meseldir

Ezgisi çağrılur keyfe keseldir

Biz şair saymayız öyle ozanı”

Bu yapılan açıklamalardan sonra Karaca Oğlan’ın adının geçtiği her belgeye bağlanarak farklı yüzyıllara alınması yerine belgenin yüzyılına göre farklı yüzyılların âşığı olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

GEVHERÎ

Doğum ve ölüm tarihi hakkında bilgisi bulunmayan şairin pek çok kaynakta adı Mustafa veya Mehmed olarak geçmektedir. Memleketi ise Kırım veya İstanbul olarak kayıtlıdır. Görevi gereği İstanbul dışına çıkan şairin Şam, Bağdat ve Rumeli’yi gezdiği bilinir. Gevherî, ordu şairi olmasının yanı sıra, divan katipliği de (Bursa, İstanbul ve Rumeli) yapmıştır. Cahit Öztelli Gevherî’nin Avusturya seferine katıldığını söylüyorsa da Şükrü Elçin bu konuya katılmamaktadır.

Gevherî’nin eserlerine bakarak hareket ettiğimizde onun medrese öğrenimi görmüş olduğunu söyleyebiliriz. Hem hece hem de aruz ölçüsü kullanan şair, şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeler de dikkat çeker. Gevherî’nin hece ile yazdığı şiirleri koşma ve semai; aruzla yazdığı şiirleri ise kalenderi, gazel, divan, semaî ve müstezat tarzındadır.

Gevherî’nin şiirleri divanın dışında cönklerde de yer almaktadır. Türkiye ve Avrupa kütüphanelerindeki cönklerde çok sayıda şiirleri bulunan şairin Çorum ve Bursa’da bulunan yazmalarda divandan çok divançe özelliği gösterir.

Eserlerinde aşk, tabiat, sevgili ve ayrılık konularını işleyen şair, musiki makamlarından olan Gevherî makamı onun musikiyle ilgilenen bir âşık olduğunu düşündürür.

“AŞK

Kurtulamam üç nesnenin elinden

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Üçü bilmez birbirinin hâlinden

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleden

Firkattir cevr ile sinem dağladan

Gurbettir gözlerimden kan ağladım

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Bahrî gibi ummanları yüzdüren

Mecnun gibi sahraları gezdiren

Ferhad gibi dağlar başın kazdıran

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran

Beni sevdiğimden cüda düşüren

Muhabbet deryasın baştan aşıran

Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevherî der dersim aldım hocadan

Okuyup hatmittim kara heceden

Koç yiğidi pir eyleyüp kocadan

Biri firkat biri gurbet biri aşk”(Elçin 1984: 146)

Müstezat: Her dizesine bir küçük dize eklenmesiyle oluşan şiirlere denir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

MESNEVİ’DEN SEÇMELER

“Bizim kaderimizden günler, vakitsiz bir hale geldi;günler yanlışlarla yoldaş oldu. Günler geçtiyse, geçip gitsin;korkumuz yok. Ey temizlikte benzeri olmayan, hemen sen kal! Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı. Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselam. Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın? “

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ

MESNEVİ-İ ŞERİF