MESNEVÎ’DEN SEÇMELER

”Ben her yerde ağlayıp inledim. Kötü hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de. Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı. Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak her gözde, kulakta o nur yok. Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok. Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMÎ

Burada kendimce yorum yapacak olursam herkes her şeyi kendince bildiğini zannediyor ama işin özüne inmeyince yani iç sesi duyamayınca ya da iç alemi görmek istemeyince tanıdığın şey sadece dış dünya, iç alem değil!

ÂŞIK KOLLARI

Âşık kolunun şu şekilde tanımı yapılacak olursa

”çıraklık geleneği içinde, birbiri ardınca yetişen âşıklar tarafından, odak hüviyetindeki usta âşığa bağlılık duyarak, ona ait üslup, dil, ayak, ezgi, konu, hatıralar ve hikâyelerin devam ettirildiği mektep” (kaya 2007: 92) olarak tanımlanmaktadır.

Âşık kolunun en önemli özelliği usta-çırak ilişkisi içerisindeki bağın devam ettirilmesidir. Gelenek bu şekilde devam ettirildiğinde hem eski ustalar hatırlanır hem de onun hatıraları çıraklar aracılığıyla yaşatılmaktadır. Âşık kolu kavramını ilk kez kullanan kişi yani ortaya atan kişi Eflatun Cem Güney’dir. Anadolu’da XIX. yüzyıldan beri görülen âşık koluna Azerbaycan Türkleri arasında ‘mektep’ denilir. Örnek verecek olursak Bakı Mektebi, Gence Mektebi, Göyçe Mektebi…

Âşık kolunun oluşması için belli başlı ölçütler vardır. Bunları sıralayacak olursak

  • Odak hüviyetindeki usta âşığın dil ve üslubu
  • Şiirlerinde işlediği konular
  • Usta âşığın başından geçen ve hafızalardan silinmeyecek izler bırakan çeşitli olaylar
  • Usta âşığın tasnif ettiği hikâyeler
  • Usta âşığın karşılaşmaları
  • Usta âşığın kendisine ait ezgiler
  • Usta âşığa ait ayaklar(kaya2007:93)

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIK FASILLARI

Umay Günay, Doğu Anadolu Bölgesi âşıklık geleneğinde görülen âşık faslının düzenini belli biçimde kaleme almıştır. Bu fasılda her şey sırayla ve belli bir düzen içerisinde olmuştur. Bu düzeni şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Merhabalaşma, hoşlama: Âşıkların, onları dinlemeye gelenlere hoş geldiniz dedikleri bölümdür
  • Hatırlatma, canlandırma: Usta Aşıkların şiirlerine yer verilip saygı gösterdikleri bölümdür. Burada karşılaşma yoktur.
  • Tekellüm: Faslın önemli bölümüdür. Âşıklar burada hünerlerini ve güçlerini gösterirler.

Bölüm 8 safhadan oluşur. Âşıklar bu bölümde kendilerini gösterme fırsatı bulurlar.

  • Açılış: Ev sahibi konumundaki âşığın veya en yaşlı âşığın deyişmeyi açması dar olmayan bir ayakla
  • Öğütleme: İki âşığın birbirine nasihat etmesi ve tecrübelerini aktarmasıdır.
  • Bağlama-Muamma: En zor bölüm olan tekellümde âşıklar birbirinin çeşitli alanlarda bilgilerini ölçerler. Genel olarak dar ayak tercih edilir. Dinleyicilerin hoşlandıkları bölümler arasındadır.
  • Sicilleme: Karşılaşmaya yer verilmeyen bölümdür.
  • Yalanlama: İnanılması zor yalanların yer verildiği bölüm
  • Taşlama-takılma: Âşıklar, bir olayı veya arkadaşlarını hatta kendilerini eleştirerek taşlarlar.
  • Tüketmece veya daraltma: bu bölüme kadar birbirini yenemeyen âşıkların dudak değmezlerle veya dar ayaklarla birbirlerini zora soktukları bölüm
  • Uğurlama veya medhiye: Bölümün sonunda söylediklerinden dolayı birbirini inciten âşıkların rahatlama amacıyla söyledikleri tam şiirdir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIKLARIN SINIFLANDIRILMASI 3

Batı Türkleri arasında XVI. yüzyıldan bu yana (Türkiye, Azerbaycan, Balkanlar) âşıkların temsilcileri vardır. Bu üç bölgede âşık şiiri şekil ve içerik bakımından benzerlik göstermekle birlikte geçmişten günümüze âşıkların yoğun olarak yetiştiği çevreler de vardır.

Yetiştikleri Bölgelere Göre Âşıklar

Burada âşıklarımızın yetiştikleri coğrafyayı göz önünde bulundurduğumuzda şu şekilde sıralama yapabiliriz:

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nde Kars, Iğdır, Ardahan, Ağrı (Tutak ve çevresi), Artvin, Van (Erçiş ve çevresi), Gümüşhane, Erzurum, Erzincan ve Bayburt illeri âşıklık geleneğinin geçmişten günümüze yoğun olarak yaşatıldığı bölgedir. Anadolu coğrafyasının ilk âşığı Baykan(Bıkan) bu coğrafyada yetişmiştir. XI. yüzyıla kadar bölgede yetişen âşıklar hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte bu yüzyıldan itibaren bölgede çok sayıda âşık yetiştiği bilinir. Bu coğrafyada âşıkların yetişmesindeki en büyük faktör bölgenin 40 yıl boyunca (1878-1918) Rus işgaline uğraması, imkansızlıklar, zor tabiat şartları ve geçim sıkıntılarıdır. Âşıklar tüm bu sıkıntılarını şiirlerle dile getirmişlerdir. Bu bölgenin aşıkları Çıldırlı Âşık Şenlik ve Narmanlı Sümmanî’yi kendilerine örnek almışlardır. Bölgede yetişen âşıklar arasında Ardahan’dan Posoflu Zülali, Posoflu Müdamî, Âşık Şeref Taşlıova, Çıldırlı Âşık Şenlik; Kars’tan Murat Çobanoğlu, Arpaçaylı Gülistan Çobanlar, İlhami Demir, Kağızmanlı Hıfzî, Rüstem Alyansoğlu, Kağızmanlı Cemal Hoca, Sarıkamışlı Mevlüt İhsanî; Ağrı’dan Eleşkirtli Öksüz Ozan, Tutaklı Gamgüder, Van’dan Ahmet Poyrazoğlu, Erçişli Emrah Artvin’den Ardanuçlu Efkârî; Bayburt’tan Celalî, Zihnî; Gümüşhane’den Kelkitli Kul Nuri; Erzurum’dan Nusret Torunî, Narmanlı Sümmanî, Hüseyin Sümmanoğlu, Tortumlu Mustafa Ruhanî, Fuat Çerkezoğlu ,Hasan Kaleli Yaşar Reyhanî, Erol Erganî, Şenkayalı Nuri Çırağî; Erzincan’dan Çayırlılı Davut Sulari… sayılabilir.

İç Anadolu Bölgesi

Sivas, Tokat, Yozgat, Çorum, Kayseri, Kırşehir, Konya, Niğde ve çevresi âşıkların yoğun olarak yaşadığı illerdir. Bu coğrafyada hem dinî-Tasavvufî Türk halk şairlerinin hem de saz şairlerinin yetiştiği bilinir. Öncü olarak seçilen âşıklar arasında Develili Seyranî, Deliktaşlı Ruhsatî ön plana çıkmaktadır. Sivas’tan Âşık Veysel, Minhaci, Ruhsatî Kayseri’den Everekli(Develili) Seyranî, Erkiletli Âşık Hasan, Âşık Gözübenli, Âşık Ali Çatak; Kırşehir’den Âşık Said; Yozgat’tan Hüznî; Niğde’den Kemalî Baba, Âşık Tahirî; Konya’dan Âşık Ömer, Âşık Mehmet Yakıcı, Âşık Şem’i, Mehmet Ataroğlu; Kenzî, Gufranî vb bölgede yetişen âşıklarımızdır.

Akdeniz Bölgesi( Çukurova)

Akdeniz Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Mersin illerinde çok sayıda âşık yetişmiştir. Bu coğrafyanın âşıkları kendilerine öncü olarak Karaca Oğlan’ı seçmişlerdir. Adana Kozan’dan Âşık Deli Hazım, Âşık İmamî, Feke’den Âşık Hacı Karakılçık, Âşık Eyyubî; Osmaniye Kadirli’den Âşık Feymani Abdulvahap Kocaman; Hatay’dan Âşık Gül Ahmet Yiğit; Kahramanmaraş Elbistan’dan Âşık Mahzuni Şerif… bu coğrafyanın âşıklarından birkaçıdır.

Karadeniz Bölgesi

Bu coğrafya sınırları içerisinde kalan Bolu, Çankırı, Kastamonu, vb illerinde âşıklarımız yetişmiştir. Çankırı’dan Pinhanî; Bolu’dan Dertli ve Figanî; Kastamonu’dan Yorgansız Hakkı… bölge âşıklarımızdan bazılarıdır.

Marmara Bölgesi

Bu coğrafyadaki en önemli şehir İstanbul’dur. Çünkü Osmanlı İmparatorluğuna 467 yıl başkentlik yapan bu şehir farklı yerlerden gelen âşıklarımıza ev sahipliği yapmıştır. Özellikle semaî kahvelerinin bulunduğu mekanlarda (Üsküdar, Beşiktaş) ve Tavukpazarı semtinde âşıkların buralarda çalıp söyledikleri bilinir. Fuad Köprülü’ye göre XIX. yüzyılda İstanbul Tavukpazarı semtinde âşıkların lonca teşkilatı vardır. BU teşkilata da Erzurumlu Emrah bir süre başkanlık yapmıştır.

Günümüzde Kars, Erzurum, Ardahan, Erzincan, Ağrı, Iğdır, Van gibi illerden göç eden âşıklar yoğun olarak Bursa, Kocaeli, İstanbul ve İzmir’e yerleşmişlerdir. Âşıklarımız yerleştikleri bu coğrafya da sanatlarını icra ederler.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIKLARIN SINIFLANDIRILMASI 2

Âşıklar, yetiştiklerin çevreye göre şu şekilde sınıflandırılmıştır:

Yetiştikleri Çevreye Göre

Bu durumda Fuad Köprülü (1961:173-177), Pertev Naili Boratav (1968:343), Eflatun Cem Güney (1962 :256-258), İlhan Başgöz (1968:9), İhsan Ozanoğlu(1965:7), Asım Bezirci(1993:24-26), Rauf Mutluay(1972:39), Mehmet Yardımcı(2004:159), Özgen Keskin(1983:9) araştırmacılarımız birbirine benzer sınıflamalar yapmışlardır. Bu sınıflamaları genelleyecek olursak âşıkları şu şekilde sınıflayabiliriz:

  • Şehir ortamında yetişen âşıklar: Erzurumlu Emrah, Gevheri, Âşık Ömer, Bayburtlu Zihni vb.
  • Köy ortamında yetişen âşıklar: Ruhsatî, Çıldırlı Âşık Şenlik, Minhaci, Noksanî, Meslekî vb.
  • Göçebe ortamında yetişen âşıklar: Dadaloğlu, Karaca Oğlan.
  • Askerî ortamda yetişen âşıklar: Çırpanlı, Armutlu, Bahşî, Kul Çulha, Tamaşvarlı Âşık Hasan, Geda Muslu, Öksüz Dedevb.
  • Din ve tasavvuf ortamında yetişen âşıklar: Ümmî Sinan, Hasan Dede, Kaygusuz Abdal, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal vb. sayılabilir.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIKLARIN SINIFLANDIRILMASI 1

Öne çıkan bazı sınıflamaları şu şekilde belirtebiliriz:

Eğitim Durumlarına Göre

Buradaki ilk sınıflamayı Fuat Köprülü yapmış ve şairleri de iki başlık altında toplamıştır.

  • Kalem şairleri: Saz çalamayan fakat hazırlık olarak şiir söyleyen şairlerdir.
  • Meydan şairi: Halk toplantılarında doğaçlama şiirler tertip ederek sazları ile çalıp söyleyen şairlerdir.

Âşıkları eğitim durumuna göre şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ümmî âşıklar: Öğrenim görmeyen âşıklardır. Saz çalmasını bilenlerin yanında çalamayanlar da vardır. Doğaçlama şiir söylerler ve ölçü birimi olarak da hece ölçüsü kullanırlar: Âşık Veysel, Fehmi Gür, vb.
  • Okuma yazma bilen âşıklar: Bu âşıklar öğrenim görmüş olup saz çalmasını bilirler. Eserlerinde hece ölçüsü kullanırlar. Kafiye konusunda, muamma hazırlama ve çözmede başarılıdırlar: Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Yaşar Reyhanî, Hacı Karakılçıl,vb
  • Kalem şairleri: Öğrenim görmüşlerdir. Saz çalmayı bilmezler şiirleri büyük ölçüde hece vezniyledir: Halil Karabulut, Erzurumlu Ümmanî Can. vb

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIK OLMANIN SEBEPLERİ

Âşık edebiyatı temsilcileri (kalem şairi, ozan, âşık vb.) çeşitli biçimlerde (bade içerek, şartların gereği, silsile yoluyla, usta-çırak ilişkisi…)âşık olmuşlardır. Bu durumu Fuat Köprülü’den bu yana pek çok araştırmacı tarafından ( İlhan Başgöz, Pertev Naili Baratov, Umay Günay, Ali Berat Alptekin…)çeşitli yönleriyle değerlendirilmiştir. Bu sebeplere gelecek olursak şu şekilde sınıflandırabiliriz:

Bade İçerek Âşık olma

Bade içme durumu genellikle destan, şamanizm, halk hikayesi ve âşıklık geleneğinde en çok karşılaşılan durumdur. Rüyada usta bir şaman , bir destancı veya pir(aksakallı ihtiyar, Hazreti Hızır)elinden bade içme ile kendinden geçme ,uyandıktan sonra ise şiir söyleme yeteneğine kavuşma olarak bilinir.

Anadolu sahasında âşıklık geleneğinde ise çeşitli nedenlerle evinden ayrılan kahramanın bir mezarlıkta, suyun yanında ya da ıssız bir yerde uyuyakalır. Rüyasında ise Hazreti Hızır’ı veya pirleri görür. Hazreti Hızır kahramanımıza üç bade ya da duruma göre bazı yiyecekler verir. Bunlardan ilki Allah; ikincisi , üçler, yediler, kırklar; üçüncüsü de bir güzelin aşkı için verilir. Kahramanımız üçüncü badeyi de içtikten sonra günlerce baygın yatar ve daha sonra bir saz sesiyle uyandırılır. Çıldırlı Âşık Şenlik, Erçişli Emrah, Narmanlı Sümmanî, Posoflu Müdamî, Bardızlı Nihanî, Posoflu Zülâlî, Âşık Yaşar Reyhani, Bayburtlu Celali, Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Şeref Taşlıova, Âşık Osman Feymani gibi âşıklara pir dolusu bade içirilmiştir. Hem halk hikâyeciliği hem de saz şairliği alanlarının içinde önemli bir yeri olan Köroğlu da pir elinden bade içmiştir. Fakat onun mizacından dolayı badenin şekli değişerek ona er dolusu bade verilir.

Badeli aşıkların büyük çoğunluğu Umay Günay’ın sistemleştirdiği şekilde bade içme olayı dört safhada tamamlamıştır:

  • Hazırlık safhası: Âşık ve maşukun bade içmeden önceki halleri(âşık olmadan önce)
  • Rüya: Bir yerde uyuma(harman yeri ,çeşme başı, mezarlık) pir(derviş, aksakallı ihtiyar, Hazreti Hızır)elinden üç bade içilmesi
  • Uyanış: Baygın halde yatan kahramanın saz sesini duymayla uyanması
  • İlk deyiş: Âşığın rüyada olanları şiirle ifade etmesidir(Günay 1986: 116-117)

Usta Çırak İlişkisiyle Âşık olma

Âşık hayranı olduğu bir aşığın yanına girerek yıllardır yanında gezer. Ondan geleneğin esaslarını saz ve şiiri öğrenir. Zaman sonra ustasından önce meclislere çıkar ve parçalarını seslendirir. Sanatta belli bir aşamaya geldikten sonra da usta âşıkların bulunduğu mecliste kendisine mahlas verilir. Bu şekilde usta bir âşık olarak mahlasıyla şiir söyler, atışma yapar ve hikâye de anlatır.

Kendi Kendine Âşık Olma

Âşık şiirine ve âşıklığa merakı ve yeteneği olan bir kimse; Pir Sultan Abdal, Karaca Oğlan, Şah Hatayi, Erzurumlu Emrah, Çıldırlı Âşık Şenlik, Dadaloğlu, Dertli … âşıkların şiirlerini önce dinler, sonra ezber daha sonra ise saz çalmayı öğrenir. Bir süre sonra ise usta âşıklara ve kendisine ait eserlerini saz eşliğinde söyleyerek kendisine bir mahlas seçer.

Âşık Meclislerini Takip Ederek Âşık Olma

Genellikle Doğu Anadolu Bölgesi ve Azerbaycan’da bulunan âşık kahvelerinde, Ramazan aylarında ve uzun kış gecelerinde halk hikâyeleri anlatılır. Günlerce ve yıllarca kahvehanelerde halk hikâyeleri dinleyen gençler zamanla hikâyelerin türkülü kısımları ezberlerler. Bir süre sonra ise hikâye kahramanlarının ağzından söylenen eserlerin yanı sıra kendinden parçalar okumaya, kendi başından geçen bazı olayları da nazım-nesir karışık olarak anlatmaya başlar. Saz çalmasını da öğrenen aşık zamanla kendisine bir mahlas seçerek âşıklar arasına katılır.

Sazlı ve Sözlü Ortamın Etkisiyle Âşık Olma

Âşıklık geleneğinde sazın ozan-baksı geleneğinde ise kopuzun önemli bir yeri vardır. Türkiye’de sazlı sözlü ortam daha çok düğünlerde; âşık kahvelerinde, şenliklerde, cem ayinlerinde tören ve festivallerde karşımıza çıkar. Bu meclisleri takip eden âşık daha sonra usta malı parçaları ezberleyerek mahlas seçerler. Sonra ise kendisinden parçalar okuyarak âşıklar arasına katılırlar.

Yoksulluk, İşsizlik, Hastalık, vb. Durumların Etkisiyle Âşık Olma

Çoğu âşık başlıkta sayılan durumlar neticesinde kimseden yardım gelmemesi üzerine sıkıntılarını önce saz çalarak daha sonra konuyla ilgili usta malı parçalar söyleyerek dile getirir. Bir süre sonra da kendi kendine veya ustadan mahlas alarak eserlerini icra eder.

Sevda Yüzünden Âşık Olma

Bir kıza âşık olan genç çeşitli sorunlardan dolayı sevdiğine kavuşamaz. Bazen sevdiği bir başkasına verilir veya kaçar. Bu sıkıntılara dayanamayan genç satın aldığı veya yaptırdığı bir saz eşliğinde konuyla alakalı eserlerini dile getirmeye başlar.

Vatan Özlemi Yüzünden Âşık Olma

Vatan özlemi, ayrılık , gurbet ve hasret gibi kavramlar bir araya gelince insan içindekileri ya saz eşliğinde ya da sazsız olarak şiire döker. Zamanla kendisini geliştiren âşık bir süre sonra halkın dikkatini de çekerek aranan bir âşık olur. Bunun en güzel örneği ise Avrupa’nın çeşitli ülkelerine giden vatandaşlar arasında yetişen âşıklar olur. Bu konuda öne çıkan âşıklarımız Ozan Nihat, Ozan Şah Turna, Ozan Fedaî… sayılabilir.

Milli Duyguların Etkisiyle Âşık Olma

Kore ve Kıbrıs Barış Harekâtı gibi savaşları yaşayan toplumun anlattıkları bir âşık tarafından saz eşliğinde dile getirilir. Bir süre sonra ise saz ve söz kabul görünce âşığa ve eserlerine ilgi artar. Daha sonra ise iletişim araçları sayesinde toplumun tüm kesimleri tarafından tanınmaya başlar.

Kalıtım Yoluyla Âşık Olma

Aile içinde babanın saz çalıp şiir söylemesi çocukların da ilgisini çeker. Örnek olarak Gülistan Çobanlar Murat Çobanoğlu’nun babasıdır. Çobanoğlu tüm âşıklık geleneğini babasından öğrenerek mesleğe ilgi duyar ve o da babasının yolundan gider. Tabi bu durum her aile için geçerli değildir. Anne baba âşık olup da çocuklarında, âşıklık hevesi olmayan aileler de vardır.

kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIK ŞİİRİNİN KAYNAKLARI

Aşık edebiyatı araştırmacıları âşık şiiriyle ilgili olarak iki kaynak göstermişlerdir.

Sözlü Kaynaklar

Sözlü kaynaklar, halk arasında ‘kaynak kişi‘ adını verdiğimiz insanlardan yapılan derlemelerdir. Bu derlemeler yaşayan âşıklardan yapılır. Bu aşıklarımıza söyledikleri eserleri kimden öğrenildiği sorulduğunda da kendilerinden daha yaşlı bir aşığın adını söylemektedirler. Âşıklar bu şiirleri çeşitli sebeple değiştirebildikleri gibi hatırlayamadıkları yerlere de eklemeler yapabilirler. Bu nedenden dolayı sözlü kaynaklara ihtiyatla yaklaşılması gerekir.

Yazılı Kaynaklar

Diğer edebiyat türlerinde olduğu gibi âşık şiirleriyle de ilgili yazılan yazılı kaynaklar da mevcuttur. Bunların bazılarını şu şekilde açıklayabiliriz:

Cönkler

Genel olarak aşağıdan yukarıya doğru açılan, halk arasında dana dili veya sığır dili olarak da bilinen, içerisinde âşık şiirinin yanı sıra az da olsa divan şiirlerinden de örneklerin bulunduğu önemli bir defterdir. Bunların yanı sıra cönklerde atasözü, mani ve bilmece gibi anonim ürünlerin yanında folklorun çeşitli alanlarından örneklere de rastlanır. Saz şairlerinin eserlerinin toplandığı cönklere, yazmalara ve defterlere de supara denilmektedir. Bazı cönkler ise günlük gibi de olabilir.

Gemi anlamına gelen ve içeriğinde çeşitli konuların yer aldığı defterlere de sefine adı verilir. M. Şakir Ülkütaşır bir makalesinde ”türkü, mâni, destan, koşma, atasözü, fıkra, hikâye, nefes, mersiye, ilâhi, dua, hutbe vs gibi millî, dinî(tasavvufî) şiir ve mensureleri ihtiva eden elyazması dergi(mecmua)lere cönk”denildiğini belirterek bu tür eserlerin içeriğini de kapsamlı bir biçimde vermiştir.(Ülkütaşır 1967:905). Saim Sakaoğlu da cönkler için ”Türk kültürünün tapusudur; bize ait kültürün atalarımız tarafından adımıza tescil edilmiş belgeleridir” (Sakaoğlu 1987: 220) diyerek, konuyu kültürel açıdan değerlendirir.

Cönklerin Özellikleri

  • Arap alfabeleriyle yazılmıştır.
  • Cönkler, bazıları özel kağıtlara (alikurna, abâdi) olmak üzere en çok kullanılan yazı türleriyle kaleme alınır.
  • Cönkleri kaleme alan kişilerin bazılarında kültür ve eğitim seviyeleri düşük olduğundan yazım imlası hatalıdır.
  • Cönkleri yazmada belirli bir ölçü yoktur. Bu eserlerin hazırlanması sırasında cönkü yazanın kişinin zevkine ve elinde bulunan kağıdın boyutları ölçü olarak alınır.
  • Cönklerde bir konu sınıflaması bulunmamaktadır.
  • Şiir türleri veya şekillerinin başına türkü, koşma, ilahi, şarkı, destan, gazel, beyit müseddes gibi kavramlar yazılmaktadır. Zaman zaman da konu başlıkları ile şiirin içeriği birbirini tutmayabilir.
  • Cönklerimiz genel olarak besmele ile başlar ve ”temmet”(tamamlandı) ifadesiyle son bulmaktadır.

Tezkireler

Divan şairlerinin sanatları ve eserlerinden söz eden tezkirelerde biraz da olsa âşıklardan söz edilebilir.

Seyahatnâmeler

Çok zengin bir kültür derlemesi olan Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme adlı eserinde divan şairlerinin yanı sıra âşıklardan da söz edilebilmektedir. Fakat bu eserlerde bazen bilgi yanlışlıklarıyla karşılanabilir.

Menakıbnâmeler

Bu eserler daha çok dinî-tasavvufî Türk halk şairleri için iyi bir kaynaktır. Bugün başta Yunus Emre olmak üzere Sarı Saltık, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli gibi şairlerin gerçek hayatlarından daha çok menkıbevi hayatları ön plana çıkmaktadır. Bu gibi şairlerimizle ilgili bilgiler menakıbnamelerde bulunabilir.

Dîvânü Lügâti’t- Türk

İlk derleme eserimiz olan Dîvânü Lügâti’t -Türk, ilk şairlerimizden Çuçu’nun adına yer vermesinin ötesinde, içerdiği bir bölümü aruz vezniyle yazılmış olup iki yüzün üzerindeki manzumeyle (beyit ve dörtlük şeklinde) Türk şiiri araştırmacılarının ilk başvuracakları kaynaklar arasındadır.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

ÂŞIK ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

Fuat Köprülü’den bu yana pek çok araştırmacı âşık şiirinin özellikleriyle ilgili olarak açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu araştırmacılar: Saim Sakaoğlu, Hikmet Dizdaroğlu, Fahrettin Kırzıoğlu, Mehmet Yardımcı, Doğan Kaya’dır. Bu araştırmacıların görüşleri şu şekilde bir araya getirilebilir:

  • Âşık şiiri başlangıç olarak M.Ö. III. dayanmaktaysa da Anadolu âşık şiirinin altı yüzyıllık geçmişi vardır.
  • Âşık şiirinin belirli yazarları ve söyleyenleri olmakla birlikte bunlara âşık, ozan, saz şairi, kalem şairi, halk şairi ve kalem şuarası gibi adlar verilir. Âşık şiiri bu yönüyle anonim şiirden ayrılırken dinî-tasavvufî Türk halk şiirine yaklaşmaktadır.
  • Toplumun büyük kesimi âşıkların söyledikleri şiirleri severek dinlemişler ve onlara yüzyıllar boyu saygı göstermişlerdir. Âşıklar halkın sözcüsü durumunda olarak onların söyleyemediklerini değişik kesimlere aktarmışlardır.
  • Âşıklar, şiiri milli ölçümüz olan hece ölçüsüyle söylemişlerdir. Hece ölçüsü ozan- baksı edebiyatıyla kullanılmaya başlayarak XVI. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu yüzyıldan itibaren divan edebiyatı ve şairlerinin itibar görmesinden dolayı hecenin yanında aruz ölçüsüyle de şiirler söylemeye başlamışlardır.
  • Âşık şiirinde birim dörtlük olmakla birlikte az da olsa ikiliklere ve değişik sayılardaki mısralardan oluşan bentlere de rastlanmaktadır.
  • Âşık şiirinin dili içinde yaşadığı toplumun dilidir. Dil arı dildir fakat yaşanılan yöreye göre ağız özellikleri değişmektedir. Şiirlerin kelime dünyası oldukça geniş olmakla birlikte bazen iki değişik koşmanın kelime kadrosu ayak seslerinin dışında benzerlik gösterebilmektedir. Dile hakim olan âşıklar, kalem şairi veya saz şairi tıpkı roman ve hikayede olduğu gibi atasözü ve deyimlerden yararlanmışlardır. Söz sanatları ve tasvirler yapmacıklıktan gayet uzaktır.
  • Âşık şiirinin konusu halkın yaşadığı hayattır. Bu sebeple yaşanılan coğrafya, mensubu olunan halk ve sorunları âşık şiirinde dörtlüklerle anlatılmıştır.
  • Âşık şiiri geleneği temsil eden bir alan olduğu için belirli kurallara göre eserler verilir. Bu geleneğin içerisinde mahlas kullanmak önemli bir unsur olmakla birlikte şiirin tapusu konumundadır. Zamanla şiirin mahlas dörtlüğü ve yazarın adı kaybolduğu için parça anonimleşebilir.
  • Âşık şiiri bir saz eşliğinde söylenmekle beraber zaman zaman müzik aletinin kullanılmadığı da görülebilir. Nitekim kalem şairleri eserlerini söylerken saz olmadan söylemektedirler. Müzik aletleri ozan-baksı edebiyatı döneminde kopuz iken, ozanın âşık olmasıyla birlikte yerini bağlamaya bırakmıştır. Bağlama ise her Türk boyunda değişik adlarla anılır.
  • Âşık şiirinin en önemli özelliği belki de şiirlerin doğaçlama olarak söylenmesidir. Bu sebepledir ki bazı şiirlerin ahenk unsurlarının tam olmadığı görülür.
  • Âşık şiirlerinin temsilcileri gezgin kişilerdir. Bu sebeple doğdukları yerde pek kalmamışlar sanatlarını icra edebilmek için köyleri, kasabaları, ilçeleri, şehirleri, hatta ülkeleri gezmişlerdir.
  • Âşık şiirinin temsilcileri sadece saz çalıp şiir söylemeyle kalmamış düğünlere ve kahvelere giderek, eski meddahların icra ettikleri kısa ve uzun hikayeleri halka anlatıp onların eğlenmesini sağlamışlardır.

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları.

OZAN VE ÂŞIK KAVRAMLARI ÜZERİNE

Ozanlar bugünkü aşıkların ilk temsilcileridir. Hun Türklerinden XVI. yüzyılın başına kadar bu adla anıldılar. Ozanlar kopuz eşliğinde şiir söyleyen kişiler olarak tanınmakla birlikte yüzyıllar sonra da ‘herze söyleyen’ yani ‘geveze’ anlamına anlamına gelen adla da anılmışlardır.

Ozanlarla ilgili olarak Dede Korkut Kitabı’nın ‘Giriş’ kısmında bazı bilgiler bulunur. Bu bilgileri Şu şekilde aktarabiliriz: ”Kolca kopuz yükseltip elden ele, beyden beye ozan gezer. Erin cömerdini, erin cimrisini ozan bilir.”( Ergin 1971:3) Pek çok Türk boyu başta da Kazakistan olmak üzere kopuzun icat edeni olarak Dede Korkut’u bilir. Hatta bu konuda efsaneler bile oluşturulmuştur.

Korkut Ata dünyaya geldiğinde olağanüstü olaylar yaşanmış, yeryüzünü karanlıklar kaplamış ve o anda da gökten bir ışık inmiş. Bu ışık ise Korkut’un dünyaya geldiğinin işaretiymiş. Doğduğunda yanında görülen kopuz da Allah’ın ona hediyesiymiş.

Kalem şairi: Saz çalamayan sadece şiir yazabilen şairlerdir.

Kaynakça: Açıköğretim kaynakları