ÂŞIK VİRÂNÎ

Şairimizin hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmamakla birlikte 17. yüzyılda yaşadığı kabul edilir. Eserlerinden alınan bilgilere göre Aşık Virânî, Hurûfilik inancına bağlı bir Bektaşî babası olup ‘Virânî, Aşık Virânî, Virânî Baba’ gibi takma adlar kullanmıştır. Aşık Virânî, Bektaşi geleneğinde ;Hatayî, Nesîmî, Fuzulî, Yeminî, Kul Himmet ve Banazlı Pir Sultan Abdal’la birlikte yedi büyük şairlerden biri sayılır.

  • Aşık Virânî, Hurûfîlik akidelerine bağlanmıştır. Nesîmî ile başlayan bu edebiyatın 17. yüzyılda en kuvvetli propagandacısı olmuştur.
  • Aşık Virânî’nin Necef’teki Bektaşi Tekkesi şeyhliğinde bulunduğu ve Şah Abbas (1587-1628) ile görüştüğü rivayet edilir.
  • Aşık Virânî’nin Hurufilik akidelerini gösteren bir Risalesi ve Kırk kadar manzumeyi içine alan küçük bir divanı vardır. Birkaç şiirini de aruz ölçüsüyle yazmıştır.
  • Aşık Virânî’nin şiirlerinde Hurufi fikirlerin dışında samimi bir hava vardır. Dili oldukça ağdalıdır. Dini terimleri ve terkipleri yoğun olarak kullanmıştır.
  • Eserlerinde ahlak ve yüzeysel anlamdaki tasavvuf iç içedir. Hurufîlik ile ilgili risale ve divanı basılmıştır.

Zâhida fakr olmayanlar sâfi insan olmadı

Okumaz vechi hurufun ehl-i Kur’an olmadı

Suretâ abdal olursa sâhip erkân olmadı

Terk ü tecrid olmayan âlemde sultan olmadı

Bî- hisab oldu o kim virmez hududundan hisâb

Göriserdir Ahirette zehmet-i nâr u azâb

Böyle emretti inip vahy-i havâdis dört kitab

Terk ü tecrid olmayan âlemde sultan olmadı

Bir palâsı fahr edip olmak diler isen bekâ

Ferd-i yektâ ol görem dersen cemâl-i Kibriyâ

Bu sözü böyle buyurmuş Enbiyâ vü Evliyâ

Terk ü tecrid olmayan alemde sultan olmadı

Ey Virânî geç geçenden Şah’a gönder gel yüzü

Suret-i imred cemâl-i Hakk’tır ana aç gözü

Cümle irfan erleri geldi dediler bu sözü

Terk ü tecrid olmayan âlemde sultan olmadı(Güzel 2009:708-709)

Kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

Hurufilik: Kur’an harflerinden çeşitli anlamlar çıkaran topluluk

KUL NESÎMÎ

Kul Nesîmî’nin hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte hece ölçüsüyle yazdığı şiirlere bakarak onun 17. yüzyılda yaşadığı, iyi bir eğitim gördüğü, kültürlü ve usta bir derviş-şair olduğu görünür.

  • Burada önemli bir noktayı belirtecek olursak, Alevî-Bektaşî şairi olan Kul Nesîmî’yi, 1404 yılında Bağdat’ta derisi yüzülerek öldürülen Azeri şairi Kul Nesîmî ile karıştırılmamalıdır.
  • Bu iki önemli şair arasında sadece isim benzerliği vardır. Bu benzerlik dışında başka bir benzerlik bulunmamaktadır.
  • Bektâşî tarikatından olan Kul Nesîmî, 17 yüzyıl Anadolu sahası şairlerindendir. Kendisi yine Câferi, Haydarî ve Hurufî tarikatları ile de ilgilenmiştir.
  • Şiirlerini hem aruz hem de hece vezniyle yazmıştır. Aruz ölçüsünü daha çok kullanmış ama pek başarılı olamamıştır.
  • Kul Nesîmî, Fuzûli’nin ve Nesîmî’nin tesirinde kalmış bir şairdir.

Kaynakça: Açıköğretim kaynakları

NİYÂZÎ-İ MISRÎ

Asıl adı Mehmet olan Niyazî-i Mısrî, Malatya’nın Soğanlı köyünde 12 Rebiu’l-evvel 1027/1617 tarihinde dünyaya geldi. Babası, Ali Çelebi ise Soğancızade lâkabıyla tanınan ve Malatya’ya başka bir yerden gelmiş Nakşibendiye tarikatına intisap etmesiyle bilinen biridir. Mehmet Niyazi ,kardeşi Ahmet ile birlikte medreseye devam ederek İslami konulardaki bilgisini artırır. Küçük yaştan itibaren tasavvufa ilgi duyan Mehmet Niyazi Medreseden icazet alıp çıkınca çeşitli camilerde verdiği vaazlarla halkın büyük ilgisini çeker.

  • Mehmed Niyazi, önce Malatya’da Halveti şeyhlerinden Hüseyin Efendi’ye intisap edip onun nezaretinde halvete girer. Sonra yirmi bir yaşlarında anne ve babasından izin alarak şeyhi ile birlikte uzun bir yolculuğa çıkar. Diyarbekir, Bağdat ve Kerbelâ yoluyla dört yılda Mısır’a gelebilir.
  • Kahire’de bir Kadîrî şeyhine bağlanır. Burada bulunduğu süre zarfında gördüğü bir rüya üzerine İstanbul’a geri döner. İstanbul’da devrin tanınmış mutasavvıf ve âlimleriyle görüşür.
  • Mehmed Niyazi, bir süre sonra Bursa’ya giderek orada Ulu Cami’nin yakında medreselerden birine yerleşerek riyazete devam eder. Bir süre sonra Bursa’dan Uşak’a geçer ve orada Elmalılı Şeyh Yûsuf Sinan’ın halifesi Şeyh Mehmed’in dergâhına yerleşir. Burada Ümmî Sinan’la tanışarak tüm varlığıyla ona bağlanır.
  • Birlikte Antalya’nın Elmalı kazasına giderek orada bir yandan vaazlar verip bir yandan da dergâha hizmet eder. Sonra tekrar Uşak’a Mehmed Efendi’nin dergahına dönerler. Şehir dışında bulunan bir cami minberinin altında çilesini tamamlayarak buradan Çal’a ve Kütahya’ya gider. Bu esnada şeyhi Ümmî Sinan’ın vefatını duyar ve Uşak’a geri döner. Fakat üzüntüsünü dağıtamayınca tekrar Bursa’ya dönme kararı verir.
  • Mehmed Niyazi, Bursa’da bir tanıdığının evinde zikir ve ibadetle meşgul olur. 47 yaşında iken evlenir. Artık şöhreti Bursa sınırlarını aşmış ve bütün imparatorluğa yayılmıştır. Bundan sonra ise Bursa Ulu Câmi’de vaazlar vermeye başlayan Mehmed Niyazi, İstanbul’da tekkeler aleyhine başlatılan bir kampanya üzerine,1665’te sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın daveti üzerine Edirne’ye gider.
  • Dönüşünde ise İstanbul’da vaaz verdikten sonra tekkeler aleyhinde faaliyet durdurulur. Tekrar Bursa’ya geri döner ve bu sırada şeyhi Uşaklı Mehmed Efendi’nin vefatı üzerine Halvetiye’nin Mısriyye kolunu kurup irşada devam eder.
  • Sultan 4. Mehmet, Lehistan seferine çıkmadan önce ordunun manevi gücünü artırmak için Mehmet Niyazi’yi İstanbul’a çağırır. İstanbul’a gelerek orduyla birlikte sefere çıkar ve burada atılan iftara üzerine dervişleriyle birlikte Bursa’ya geri döner ve bir süre Edirne’de Eski Cami’de vaazlar verir.
  • Mehmed Niyazi, Bursa’da iken ikinci bir iftiraya daha uğrar ve 1673 yılında Rodos Adasına sürgüne gönderilir. Bir süre sonra ise padişah tarafında affedilir ve Bursa’ya geri döner.
  • Başlayan Rusya savaşıyla ilgili olmak üzere halkı bu sefere hazırlamak için üç yüz kadar dervişle birlikte Edirne’ye gider ve burada iken tekrar üçüncü bir iftiraya daha uğrar. Rikab-ı Hümayun kaymakamı tarafından önce Gelibolu’ya oradan da Limni Adası’na gönderilir.
  • Mehmed Niyazi, 1667’den başlayarak Ada’da tam on beş yıl çileli bir yaşam sürdürür. Ölümünden bir yıl kadar önce affedilip ve Bursa’ya geri döndüyse de Bursa kadısının Baltacı Mehmed Paşa’ya şikayet etmesi üzerine tekrar Limni Ada’sına geri gönderilir. Ada’ya gelişinden iki ay sonra ise vefat eder ve oraya defnedilir.
  • Niyazi-i Mısrî’nin eserleri ;Türkçe- Arapça, mensur-manzum olarak on ciltten fazla eseri bulunur. O edebiyatımızda daha çok mutasavvıf bir şair olarak tanındı. Aruzla yazdığı şiirlerinde genel olarak Nesimî ve Fuzulî, hece ile yazdıklarında ise Yunus Emre tesiri açıkça görülmektedir.
  • Birçok yazma nüshası bulunan Divân-ı İlâhîyyat eski harflerle 1259’da Bulak’ta basıldı ve birkaç defa da İstanbul’da basılan eser 1967-1974 yılında yayımlandı.
  • Diğer eserleri;Risâletü’t-Tevhid, Şerh-i Esmâ-i Hüsna, Sure-i Yûsuf Tefsiri, Es’ile ve Ecvibe-i Mutassavvıfâne bu eser(A.Güzel tarafından yayımlandı), Risâle-i Eşrât-ı Saat, Şerh-i Nutk-ı Yûnus Emre, Tahirnâme, Risâle-i Haseneyn, Divân-ı İlâhiyât( bu eser Ali Yakıcı tarafından yüksek lisans tezi olarak hazırlandı)
  • Mektubât, Risâle-i Hızriye, Fâtiha Tefsiri, Risâle-i Hilye-i Hz. Hüseyin, Sure-i Nur Tefsiri, Risâle-i Belgrat,Risâle-i Vahdet-i Vücud, Risâle-i Devriye( bu eser A. Güzel tarafından yayımlandı), Mevâidü’l- İrfan(İrfan Sofraları adıyla dr. Süleyman Ateş tarafından tercüme edilerek yayımlandı)( Güzel1985, Gölpınarlı1970, Yakıcı 1989)

Kaynakça : Açıköğretim Kaynakları

SİNAN ÜMMÎ

Daha çok Sinan Ümmî adıyla tanınan şairin asıl adı Yûsuf Sinan’dır. Halvetiye tarikatının yiğitbaşı koluna mensuptur. Sinan Ümmî, büyük mutasavvıf-şair Niyazî-i Mısri’nin şeyhidir.

  • Sinan Ümmî’nin doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Şeyhi Eroğlu Nuri’nin 1604 tarihinde vefat ettiği bilindiğine göre kendisinin 35-40 yıl önce doğduğu tahmin edilir.
  • İçeriğinde Dini-tasavvufi öğeler taşıyan şiirlerinde bazen Sinan Ümmî bazen de Ümmî Sinan takma adını kullandığından şiirlerinin bir kısmı daha önce yaşamış olan Ümmî Sinan’ın şiirleriyle karışmıştır.
  • Sinan Ümmî, Şeyhi Eroğlu Nuri’nin vefatı üzerine hilâfet makamına geçerek bunu bir şiirinde şöyle dile getirir:

”Ümmî Sinan aydur Eroğlu derler

İsmüne şeyhimin iller içinde”

  • Sinan Ümmî’nin bilinen iki eserinden bir tanesi Divân‘ıdır. İçeriğinde ise iki yüze yakın şiirleri vardır. Bu Divân’ı Yalvaçlı Çokunzâde Şeyh Süleyman Efendi tarafından yayımlanmıştır. Sinan Ümmî’nin bu Divân’ı daha sonra bazı seçmeler yapılarak yeni harflerle de yayımlandı.
  • Sinan Ümmî’nin Osmanlı Müellifleri’nde Kutbü’l- Meani adında başka eserinden bahsedildiyse de henüz bu eser bulunamamıştır.
  • Sinan Ümmî’nin hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde dili oldukça sadedir. O şiirlerinde sanat gayesinden çok sade bir dille halkı öğretmek gayesi içindedir.

ÂDEM DEDE

Âdem Dede’nin doğum yılı tam olarak bilinmemekle birlikte 17. yüzyılın ilk yarısında vefat ettiği tahmin edilir. Âdem Dede Antalya’da Çavuşoğulları olarak tanınmış varlıklı bir aileye mensup olduğu ve Antalya’da bulunduğu dönemlerde, Antalya Mevlevî tekkesi şeyhi Zincirkıran Mehmet Dede’ye intisap ettiği bilinir.

  • Âdem Dede sonraki dönemlerde Konya’da Bostan Çelebi’nin daha sonra İstanbul’da Mevlevî şairi İsmâil Ankaravî’nin yanında yetişmiştir. Şeyhi’nin vefatından sonra ise Âdem Dede, Galata Mevlevîhânesi şeyhi olmuştur.
  • Kendisi İstanbul’da bazı kerametleriyle destanî bir şahsiyet olarak tanınmış, hayat ve hareketlerinde nüktedan, zeki ve arif bir sofîdir.
  • Âdem Dede, tekke şeyhi olunca birden fazla fakir fukaraya yardım ederek yüz güldürmüş ve babasından kalan serveti dahi bu uğurda insanların ihtiyaçlarını gidermek için sarf etmiştir.
  • Âdem Dede’ye birçok devlet ricalinin intisap ettiği kendisinden bahseden birçok kaynakta geçer.
  • Kendisinin Şeyhü’l İslam Bahayî ile aralarında derin bir rabıta olduğu bilinir.
  • Âdem Dede, hayatının sonlarına doğru Hacca gitmek maksadıyla İstanbul’dan ayrılmış ve Mısır’da vefat etmiştir.
  • Âdem Dede’nin en önemli özelliği Mevleviler içinde hece vezni ile ve Yûnus tarzında ilahiler söyleyen ilk şairdir.

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

MUHYİDDİN ABDAL

Muhyiddin Abdal, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı bilinen önemli bir şairdir. Muhyiddin Abdal’ın hayatı ve kişiliği hakkında geçmişte pek fazla bilgi bulunmasa da son dönemlerde yapılan bazı araştırmalar vardır.

  • Bayram Durbilmez tarafından 1998 yılında ”Muhyiddin Abdal divânı (inceleme-tenkitli metin)adında bir Doktora Tezi ”yapılmıştır.
  • Bu sebeple büyük şairimizin hayatı, eserleri ve kişiliği takdire şayan bir çalışma ile ilim aleminin istifadesine sunuldu.
  • S.N. Ergun ise şairin Otman Baba (öl.1477-78) veya onun müridi olan Akyazılı Sultan’a bağlı olabileceği de söylenir.
  • Muhyiddin Abdal’ın bir şiirinde de Akyazılı Sultan ismi geçer.
  • Muhyiddin Abdal’ın Küçük boyda yazma bir divanı vardır. Bu divanda hece vezni ve Hurufilik yolunda yazdığı şiirleri yer alır.

”Bize ser-leşker olmağa

Şah-ı Kerem Ali gerek

Mürşiddir rehber olmağa

Âdem Akyazılı gerek”

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

Hurufilik: Kur’an harflerinden bazı anlam ve yargılar çıkaran bir mezhep türü.

Kul Himmet

Kul Himmet, 16. yüzyılın ikinci yarısıyla 17. yüzyılın başlarında yaşadığı tahmin edilen Alevi- Bektaşi edebiyatının önemli şairlerinden biridir. Kul Himmet’in türbesi Tokat’ın Alamus ilçesine bağlı Varzıl/Görümlü köyü’ndedir. Torunları da hâlâ bu köyde yaşamaktadır.

  • Tokatta bulunan Şahinli aşireti Kul Himmet’in ocağıdır.
  • Kul Himmet’in ölümünün ne zaman ve nasıl olduğu hakkında bir bilgi ve belge olmadığından kendi köyünde yattığı göz önüne alınarak normal bir ölümle vefat ettiği kuvvetli bir muhtemeldir.
  • Yaşadığı süreçte Alevî çevrelerinde büyük bir şöhret kazanan Kul Himmet, Pir Sultan Abdal’ın etkisinde kalan büyük bir sanatçıdır.
  • Nefesler, düvaz imamlar, ağıtlar, destanlar söyleyen Kul Himmet; tekke öğrenimi, İslam tarihi, edebiyat bilgileri, tarikat kuralları, evliya menkıbeleri gibi çağının kültür ve bilgisini mükemmel bir şekilde öğrenmiştir.
  • Kul Himmet’in sanat gücü yanında siyasi girişimleri de olmuş ve adı etrafında bazı olağanüstü olayların oluşmasına yol açmıştır. Genel olarak her cönkte bir iki tane nefesi yazılı olmakla birlikte ona karşı duyulan bu geniş sevgi sonunda 19. Yüzyılda yetişen bir şair Kul Himmet’in adını mahlas olarak almıştır.
  • Kul Himmet’in şiirleri tam olarak tespit edilememiş olsa da bu konuda bazı çalışmalar yapılmaktadır. kendisi güçlü bir mutasavvıf şairdir.

Düvaz İmam: Tekke şiirlerinin içinde on iki imamın adı geçen ve onları övmek için yazılan eserlere denir.

”Yolcu oldum yola düştüm,

Yollarım Ali çağırır.

Bülbül oldum gül’e düştüm

Gül’lerim Ali çağırır

Kul Himmet’im aşka düştü

Aşk deryası boydan aştı

Virdimiz Aliye düştü

Dillerim Ali çağırır”(Güzel2009:683).

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

PÎR SULTAN ABDAL

Pîr Sultan Abdal, 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başlarında yaşamış önemli bir şairdir. Doğum ve Ölüm tarihi hakkında kesin bilgiye sahip olunmamakla birlikte doğum yeri Sivas’ın Yıldızeli kazasına bağlı Banaz köyünde doğdu. Vefatı ise yine dünyaya geldiği yer olan Sivas’ta vefat etti.

  • Pîr Sultan Abdal’ın şiirlerinde genel konu; Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve daha pek çok veliye olan bağlılığını İslami ve Bâtıni inanışlarla kaynaştırmış bir vahdet-i vücud anlayışı görülür.
  • Pîr Sultan Abdal, şiirlerinde İslam dininin inançlarından çok, bazı Bâtıni inanışları, hatta bazı İslam bilgilerini bildirmek yani yaymak yerine bağlı bulunduğu yolun prensiplerini işler.
  • Onun, bu dini terminolojileri işleyişinin yanında eserlerinde görülen farklılıklar halkın anlayabileceği üslupta yüzeysel de olsa tasavvufa yaklaştığını gösterir.
  • Pîr Sultan Abdal, genellikle Alevî-Bektaşî inançlarını ağırlıklı olarak işlediği manzumelerde; Allah, Peygamberler, Melekler, Dünya, Kitaplar, Divân, Ahiret, Mizan, Sırat Köprüsü gibi kavramların yanında Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Tenâsüh, On İki İmam gibi konuları da işler.
  • Bu nedenle Pîr Sultan Abdal’ın konuları ile varmak istediği yol arasında bazı çelişkinin bulunması günümüzdeki kişilerin onu hangi tarafta görmek istiyorsa o tarafa çekmesine sebep olmuştur.
  • Onda bulunan bazı isyancı bir ruh bazen de toplumun sosyal sorunlarına rahatlıkla eğilen ve onları tenkit eden bir gücün bulunması dini bilgilerini rahatlıkla bu sahada kullandığını gösterir.
  • Bu bilgilerin çevresinde bir yandan itikadî, ibadî bir yandan da tasavvufî konuları eserlerinde işlemesi dikkat çeker.

”Derdim çoktur hangisine yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Ben bu derde kande çare bulayım

Meğer Şah elinden ola çaresi

Türlü donlar giyer , gülden naziktir

Bülbüle cevr etme, güle yazıktır

Çok hasretlik çektim, bağrım eziktir

Güle güle gelir canlar pâresi

Pir Sultanım Abdal, yüksek uçarsın

Selamsız sabahsız gelir geçersin

Âşık, muhabbetten niçin kaçarsın

Böyle midir yolumuzun töresi” (Öztelli1978:218-219)

kaynakca : Açıköğretim kaynakları

VÂHİB ÜMMî

Vâhib Ümmî’nin asıl adı Abdulvahhab-ı Elmalı’dır. Doğum yılı net olarak bilinmemekle beraber ölüm yılı 9 Mart 1595 olarak kaydedilir. Şeyh Abdulvahhab, Halveti tarikatının Yiğitbaşı(orta kol) şubesini oluşturan Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravi’nin halifesidir.

  • Vâhib Ümmî, çeşitli mahlaslar kullanmış bir şairdir. Bunlar; Vâhibi, Vehâb, Vehabî, Vâhâb, Vehhâb, Vâhib Ümmî olmak üzere altı tanedir. Bunların yine yanında; dermend, miskin, derviş, bî-çâre, âciz gibi sıfatları da kullanmaktadır.
  • Vâhib Ümmî, bu farklı mahlasları aruz vezninin zorlaması sebebiyle kullanmıştır.
  • Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde kendini rahat hissetmiş ve genellikle Vâhib veya Vâhibi mahlasını kullanmıştır.
  • Farklı kaynaklar onun mahlasını Vehhâb Ümmî diye yazsa da bu sadece yakıştırmadan ibarettir. Asıl mahlası Vâhib Ümmî’dir. Abdulbâki Gölpınarlı’nın Vâhib Ümmî’yi Vehâb Emre, şeklinde kaydetmesi onu Yunus Emre halkasına kaydetme isteğinden başka bir şey değildir.
  • Vâhib Ümmî, Yunus Emre geleneğinin 16. yüzyıl temsilcisidir. Bu tesir şiirlerinde görülmekle birlikte Divân’ında Yunus Emre’yi delil kabul ettiğini açıklar.
  • Yunus Emre’yle Vâhib Ümmî’nin şiirleri arasında benzerlik gösterenler de vardır.
  • Vâhib Ümmî’nin Divân’ında 485 şiirden 300 den fazlasını aruzla yazdığı için onu aruz şairi saymak yerinde olur.
  • Vâhib Ümmî, şiirlerinde üsluptan ziyade içeriğe daha çok önem vermiştir. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde ise liriklik göze çarpar.

kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ

Aziz Mahmud Hüdayi, 1541 yılında Koçhisar ‘da doğdu. 1628 yılında İstanbul/Üsküdar’da vefat etti. Aziz Mahmud Hüdayi; Alim, mutasavvıf, şair ve Celvetiye tarikatının kurucusudur.

  • Hüdayi, kendisinin Cüneyd-i Bağdadi neslinden geldiğini bildirir.
  • Eğitim hayatı yani ilk tahsili babası Feyzullah bin Mahmud’un yanında başladı. Daha sonra İstanbul’a geldiğinde Molla Nasırzade’nin derslerine devam etti.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Molla Nasırzade’nin Edirne Sultan Selim Medresesine tayin olması üzerine hocasının yanında giderek onun yardımcısı olur.
  • Daha sonraları Mısır ve Şam’da bulunan Hüdayi buralarda Halvetiye şeyhleri ile görüşür. Geri döndüğünde ise Bursa Ferhadiye Medresesine müderris tayin edilir. Burada yani Bursa’da Mahkeme-i Suğra Naibliği/Kadılık da yapar.
  • Bursa’da bulunduğu zamanlarda gördüğü rüya üzerine Şeyh Üftade’ye intisap etti. Üç yıl kadar Celvetinin uslubu üzerine süluktan sonra Seferhisar’da halife olarak irşada başladı.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Seferhisar’dan tekrar Bursaya geri döndü. Burada bir süre kalarak İstanbul/Üsküdar’a gelir ve önce Küçük Çamlıca’daki Çilehanede bir süre inzivaya çekilir.
  • Günümüzde de Üsküdar’da bulunan Hüdayi Dergahı 1595 yılında inşa edildi. İçerisinde; semahane, kütüphane ve türbe bulunan bu tekke zamanında şairlerin, alimlerin ve musikişinasların toplantı yeri olmuştur. Zamanın padişahı 1.Ahmed’de bu toplantılara katılmıştır.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı şairleri içinde yer aldı. Hikemi ve sade nitelikli şiirler yazdı. Şiirlerde ölçü olarak bazen hece bazen de aruz veznini kullandı.
  • Hüdayi, İbnül-Arabi’nin sisteme oturttuğu Vahdet-i Vücud anlayışına bağlı kalan bir mutasavvıftır. Yazdığı şiir ve mektuplarında bu açık bir şekilde görülür.
  • Aziz Mahmud Hüdayi’nin Sahib-i Zaman, Mürşid-i Kamil, Kutbü’l Aktab gibi unvanlarla anılması sevildiğinin ve şöhretinin devam ettiğini gösterir.
  • Hüdayi’nin menkıbe ve kerametleri dilden dile aktarılarak hem halkının gönlünde taht kurmasını sağlamış hem de ziyaretçilerinin her devirde artmasına vesile olmuştur.
  • Aziz Mahmud Hüdayi’nin eserleri; Türkçe ve Arapça olmak üzere iki başlık altında toplanır.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, zamanında ve günümüzde de tanınan halkın ve padişahların sevgi ve saygısına mazhar olmuş önemli bir mutasavvıftır .Eserlerinin bir çok nüshası olması eserlerinin halk tarafından sevilip benimsendiğini gösterir.

Aziz Mahmud Hüdayi’nin Eserleri;

Türkçe Eserleri

Divan-ı ilahiyat: Tasavvufi hikmet ve nasihatler veren bir Divan’dır.

Tarikatname: Dervişliğin erkanı ve adabı anlatılır.

Tezakir-i Hüdai: Devrin padişahı 1. Ahmed’e gönderilen tezkire ve mektupların toplandığı eser.

Ecvibe-i Mutasavvıfane: Kendisine sorulan tasavvufla alakalı sorulara verdiği cevaplardan oluşan eser.

Nasayih ve Mevaız: Nasihat ve vaazların derlendiği eser.

Mi’raciye: Miraç olayını ayet ve hadislere dayanarak anlattığı mensur bir risale.

Necatü’l Garik fi’l- Cem’ive’t- Tefrik: Tasavvufi makamların bazılarından bahseden eser.

Arapça Eserleri

Camiu’l-Fadail ve Kamiu’r-Reail: Tasavvufi ahlak’ı anlatan meşhur eser.

Fethu’l-Bab ve Refu’l-Hisab: İnsanın yaradılışı ve sıfatlarından bahseden bir eser.

Keşfü’l-Kana an Vechi’s-Sema: Tasavvufi semayı konu eden bir eser.

Habbetü’l-Mahabbe: Allah sevgisi, peygamber ve ehl-i beyt sevgisini konu edinen bir eser.

Nefaisü’l-Mecalis: Bu eserde tefsiri yapılan bazı ayetler mevcuttur.

Tecelliyat: Mazhar olduğu tecellileri anlatan ve tarihleri ile de tespit edilen bir risale.

Vakıat: Tarikat sırlarıyla alakalı bir risale.

kaynakça: Açıköğretim kaynakları