SİNAN ÜMMÎ

Daha çok Sinan Ümmî adıyla tanınan şairin asıl adı Yûsuf Sinan’dır. Halvetiye tarikatının yiğitbaşı koluna mensuptur. Sinan Ümmî, büyük mutasavvıf-şair Niyazî-i Mısri’nin şeyhidir.

  • Sinan Ümmî’nin doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Şeyhi Eroğlu Nuri’nin 1604 tarihinde vefat ettiği bilindiğine göre kendisinin 35-40 yıl önce doğduğu tahmin edilir.
  • İçeriğinde Dini-tasavvufi öğeler taşıyan şiirlerinde bazen Sinan Ümmî bazen de Ümmî Sinan takma adını kullandığından şiirlerinin bir kısmı daha önce yaşamış olan Ümmî Sinan’ın şiirleriyle karışmıştır.
  • Sinan Ümmî, Şeyhi Eroğlu Nuri’nin vefatı üzerine hilâfet makamına geçerek bunu bir şiirinde şöyle dile getirir:

”Ümmî Sinan aydur Eroğlu derler

İsmüne şeyhimin iller içinde”

  • Sinan Ümmî’nin bilinen iki eserinden bir tanesi Divân‘ıdır. İçeriğinde ise iki yüze yakın şiirleri vardır. Bu Divân’ı Yalvaçlı Çokunzâde Şeyh Süleyman Efendi tarafından yayımlanmıştır. Sinan Ümmî’nin bu Divân’ı daha sonra bazı seçmeler yapılarak yeni harflerle de yayımlandı.
  • Sinan Ümmî’nin Osmanlı Müellifleri’nde Kutbü’l- Meani adında başka eserinden bahsedildiyse de henüz bu eser bulunamamıştır.
  • Sinan Ümmî’nin hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde dili oldukça sadedir. O şiirlerinde sanat gayesinden çok sade bir dille halkı öğretmek gayesi içindedir.

ÂDEM DEDE

Âdem Dede’nin doğum yılı tam olarak bilinmemekle birlikte 17. yüzyılın ilk yarısında vefat ettiği tahmin edilir. Âdem Dede Antalya’da Çavuşoğulları olarak tanınmış varlıklı bir aileye mensup olduğu ve Antalya’da bulunduğu dönemlerde, Antalya Mevlevî tekkesi şeyhi Zincirkıran Mehmet Dede’ye intisap ettiği bilinir.

  • Âdem Dede sonraki dönemlerde Konya’da Bostan Çelebi’nin daha sonra İstanbul’da Mevlevî şairi İsmâil Ankaravî’nin yanında yetişmiştir. Şeyhi’nin vefatından sonra ise Âdem Dede, Galata Mevlevîhânesi şeyhi olmuştur.
  • Kendisi İstanbul’da bazı kerametleriyle destanî bir şahsiyet olarak tanınmış, hayat ve hareketlerinde nüktedan, zeki ve arif bir sofîdir.
  • Âdem Dede, tekke şeyhi olunca birden fazla fakir fukaraya yardım ederek yüz güldürmüş ve babasından kalan serveti dahi bu uğurda insanların ihtiyaçlarını gidermek için sarf etmiştir.
  • Âdem Dede’ye birçok devlet ricalinin intisap ettiği kendisinden bahseden birçok kaynakta geçer.
  • Kendisinin Şeyhü’l İslam Bahayî ile aralarında derin bir rabıta olduğu bilinir.
  • Âdem Dede, hayatının sonlarına doğru Hacca gitmek maksadıyla İstanbul’dan ayrılmış ve Mısır’da vefat etmiştir.
  • Âdem Dede’nin en önemli özelliği Mevleviler içinde hece vezni ile ve Yûnus tarzında ilahiler söyleyen ilk şairdir.

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

MUHYİDDİN ABDAL

Muhyiddin Abdal, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı bilinen önemli bir şairdir. Muhyiddin Abdal’ın hayatı ve kişiliği hakkında geçmişte pek fazla bilgi bulunmasa da son dönemlerde yapılan bazı araştırmalar vardır.

  • Bayram Durbilmez tarafından 1998 yılında ”Muhyiddin Abdal divânı (inceleme-tenkitli metin)adında bir Doktora Tezi ”yapılmıştır.
  • Bu sebeple büyük şairimizin hayatı, eserleri ve kişiliği takdire şayan bir çalışma ile ilim aleminin istifadesine sunuldu.
  • S.N. Ergun ise şairin Otman Baba (öl.1477-78) veya onun müridi olan Akyazılı Sultan’a bağlı olabileceği de söylenir.
  • Muhyiddin Abdal’ın bir şiirinde de Akyazılı Sultan ismi geçer.
  • Muhyiddin Abdal’ın Küçük boyda yazma bir divanı vardır. Bu divanda hece vezni ve Hurufilik yolunda yazdığı şiirleri yer alır.

”Bize ser-leşker olmağa

Şah-ı Kerem Ali gerek

Mürşiddir rehber olmağa

Âdem Akyazılı gerek”

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

Hurufilik: Kur’an harflerinden bazı anlam ve yargılar çıkaran bir mezhep türü.

Kul Himmet

Kul Himmet, 16. yüzyılın ikinci yarısıyla 17. yüzyılın başlarında yaşadığı tahmin edilen Alevi- Bektaşi edebiyatının önemli şairlerinden biridir. Kul Himmet’in türbesi Tokat’ın Alamus ilçesine bağlı Varzıl/Görümlü köyü’ndedir. Torunları da hâlâ bu köyde yaşamaktadır.

  • Tokatta bulunan Şahinli aşireti Kul Himmet’in ocağıdır.
  • Kul Himmet’in ölümünün ne zaman ve nasıl olduğu hakkında bir bilgi ve belge olmadığından kendi köyünde yattığı göz önüne alınarak normal bir ölümle vefat ettiği kuvvetli bir muhtemeldir.
  • Yaşadığı süreçte Alevî çevrelerinde büyük bir şöhret kazanan Kul Himmet, Pir Sultan Abdal’ın etkisinde kalan büyük bir sanatçıdır.
  • Nefesler, düvaz imamlar, ağıtlar, destanlar söyleyen Kul Himmet; tekke öğrenimi, İslam tarihi, edebiyat bilgileri, tarikat kuralları, evliya menkıbeleri gibi çağının kültür ve bilgisini mükemmel bir şekilde öğrenmiştir.
  • Kul Himmet’in sanat gücü yanında siyasi girişimleri de olmuş ve adı etrafında bazı olağanüstü olayların oluşmasına yol açmıştır. Genel olarak her cönkte bir iki tane nefesi yazılı olmakla birlikte ona karşı duyulan bu geniş sevgi sonunda 19. Yüzyılda yetişen bir şair Kul Himmet’in adını mahlas olarak almıştır.
  • Kul Himmet’in şiirleri tam olarak tespit edilememiş olsa da bu konuda bazı çalışmalar yapılmaktadır. kendisi güçlü bir mutasavvıf şairdir.

Düvaz İmam: Tekke şiirlerinin içinde on iki imamın adı geçen ve onları övmek için yazılan eserlere denir.

”Yolcu oldum yola düştüm,

Yollarım Ali çağırır.

Bülbül oldum gül’e düştüm

Gül’lerim Ali çağırır

Kul Himmet’im aşka düştü

Aşk deryası boydan aştı

Virdimiz Aliye düştü

Dillerim Ali çağırır”(Güzel2009:683).

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

PÎR SULTAN ABDAL

Pîr Sultan Abdal, 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başlarında yaşamış önemli bir şairdir. Doğum ve Ölüm tarihi hakkında kesin bilgiye sahip olunmamakla birlikte doğum yeri Sivas’ın Yıldızeli kazasına bağlı Banaz köyünde doğdu. Vefatı ise yine dünyaya geldiği yer olan Sivas’ta vefat etti.

  • Pîr Sultan Abdal’ın şiirlerinde genel konu; Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve daha pek çok veliye olan bağlılığını İslami ve Bâtıni inanışlarla kaynaştırmış bir vahdet-i vücud anlayışı görülür.
  • Pîr Sultan Abdal, şiirlerinde İslam dininin inançlarından çok, bazı Bâtıni inanışları, hatta bazı İslam bilgilerini bildirmek yani yaymak yerine bağlı bulunduğu yolun prensiplerini işler.
  • Onun, bu dini terminolojileri işleyişinin yanında eserlerinde görülen farklılıklar halkın anlayabileceği üslupta yüzeysel de olsa tasavvufa yaklaştığını gösterir.
  • Pîr Sultan Abdal, genellikle Alevî-Bektaşî inançlarını ağırlıklı olarak işlediği manzumelerde; Allah, Peygamberler, Melekler, Dünya, Kitaplar, Divân, Ahiret, Mizan, Sırat Köprüsü gibi kavramların yanında Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Tenâsüh, On İki İmam gibi konuları da işler.
  • Bu nedenle Pîr Sultan Abdal’ın konuları ile varmak istediği yol arasında bazı çelişkinin bulunması günümüzdeki kişilerin onu hangi tarafta görmek istiyorsa o tarafa çekmesine sebep olmuştur.
  • Onda bulunan bazı isyancı bir ruh bazen de toplumun sosyal sorunlarına rahatlıkla eğilen ve onları tenkit eden bir gücün bulunması dini bilgilerini rahatlıkla bu sahada kullandığını gösterir.
  • Bu bilgilerin çevresinde bir yandan itikadî, ibadî bir yandan da tasavvufî konuları eserlerinde işlemesi dikkat çeker.

”Derdim çoktur hangisine yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Ben bu derde kande çare bulayım

Meğer Şah elinden ola çaresi

Türlü donlar giyer , gülden naziktir

Bülbüle cevr etme, güle yazıktır

Çok hasretlik çektim, bağrım eziktir

Güle güle gelir canlar pâresi

Pir Sultanım Abdal, yüksek uçarsın

Selamsız sabahsız gelir geçersin

Âşık, muhabbetten niçin kaçarsın

Böyle midir yolumuzun töresi” (Öztelli1978:218-219)

kaynakca : Açıköğretim kaynakları

VÂHİB ÜMMî

Vâhib Ümmî’nin asıl adı Abdulvahhab-ı Elmalı’dır. Doğum yılı net olarak bilinmemekle beraber ölüm yılı 9 Mart 1595 olarak kaydedilir. Şeyh Abdulvahhab, Halveti tarikatının Yiğitbaşı(orta kol) şubesini oluşturan Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravi’nin halifesidir.

  • Vâhib Ümmî, çeşitli mahlaslar kullanmış bir şairdir. Bunlar; Vâhibi, Vehâb, Vehabî, Vâhâb, Vehhâb, Vâhib Ümmî olmak üzere altı tanedir. Bunların yine yanında; dermend, miskin, derviş, bî-çâre, âciz gibi sıfatları da kullanmaktadır.
  • Vâhib Ümmî, bu farklı mahlasları aruz vezninin zorlaması sebebiyle kullanmıştır.
  • Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde kendini rahat hissetmiş ve genellikle Vâhib veya Vâhibi mahlasını kullanmıştır.
  • Farklı kaynaklar onun mahlasını Vehhâb Ümmî diye yazsa da bu sadece yakıştırmadan ibarettir. Asıl mahlası Vâhib Ümmî’dir. Abdulbâki Gölpınarlı’nın Vâhib Ümmî’yi Vehâb Emre, şeklinde kaydetmesi onu Yunus Emre halkasına kaydetme isteğinden başka bir şey değildir.
  • Vâhib Ümmî, Yunus Emre geleneğinin 16. yüzyıl temsilcisidir. Bu tesir şiirlerinde görülmekle birlikte Divân’ında Yunus Emre’yi delil kabul ettiğini açıklar.
  • Yunus Emre’yle Vâhib Ümmî’nin şiirleri arasında benzerlik gösterenler de vardır.
  • Vâhib Ümmî’nin Divân’ında 485 şiirden 300 den fazlasını aruzla yazdığı için onu aruz şairi saymak yerinde olur.
  • Vâhib Ümmî, şiirlerinde üsluptan ziyade içeriğe daha çok önem vermiştir. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde ise liriklik göze çarpar.

kaynakça: Açıköğretim Kaynakları

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ

Aziz Mahmud Hüdayi, 1541 yılında Koçhisar ‘da doğdu. 1628 yılında İstanbul/Üsküdar’da vefat etti. Aziz Mahmud Hüdayi; Alim, mutasavvıf, şair ve Celvetiye tarikatının kurucusudur.

  • Hüdayi, kendisinin Cüneyd-i Bağdadi neslinden geldiğini bildirir.
  • Eğitim hayatı yani ilk tahsili babası Feyzullah bin Mahmud’un yanında başladı. Daha sonra İstanbul’a geldiğinde Molla Nasırzade’nin derslerine devam etti.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Molla Nasırzade’nin Edirne Sultan Selim Medresesine tayin olması üzerine hocasının yanında giderek onun yardımcısı olur.
  • Daha sonraları Mısır ve Şam’da bulunan Hüdayi buralarda Halvetiye şeyhleri ile görüşür. Geri döndüğünde ise Bursa Ferhadiye Medresesine müderris tayin edilir. Burada yani Bursa’da Mahkeme-i Suğra Naibliği/Kadılık da yapar.
  • Bursa’da bulunduğu zamanlarda gördüğü rüya üzerine Şeyh Üftade’ye intisap etti. Üç yıl kadar Celvetinin uslubu üzerine süluktan sonra Seferhisar’da halife olarak irşada başladı.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Seferhisar’dan tekrar Bursaya geri döndü. Burada bir süre kalarak İstanbul/Üsküdar’a gelir ve önce Küçük Çamlıca’daki Çilehanede bir süre inzivaya çekilir.
  • Günümüzde de Üsküdar’da bulunan Hüdayi Dergahı 1595 yılında inşa edildi. İçerisinde; semahane, kütüphane ve türbe bulunan bu tekke zamanında şairlerin, alimlerin ve musikişinasların toplantı yeri olmuştur. Zamanın padişahı 1.Ahmed’de bu toplantılara katılmıştır.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı şairleri içinde yer aldı. Hikemi ve sade nitelikli şiirler yazdı. Şiirlerde ölçü olarak bazen hece bazen de aruz veznini kullandı.
  • Hüdayi, İbnül-Arabi’nin sisteme oturttuğu Vahdet-i Vücud anlayışına bağlı kalan bir mutasavvıftır. Yazdığı şiir ve mektuplarında bu açık bir şekilde görülür.
  • Aziz Mahmud Hüdayi’nin Sahib-i Zaman, Mürşid-i Kamil, Kutbü’l Aktab gibi unvanlarla anılması sevildiğinin ve şöhretinin devam ettiğini gösterir.
  • Hüdayi’nin menkıbe ve kerametleri dilden dile aktarılarak hem halkının gönlünde taht kurmasını sağlamış hem de ziyaretçilerinin her devirde artmasına vesile olmuştur.
  • Aziz Mahmud Hüdayi’nin eserleri; Türkçe ve Arapça olmak üzere iki başlık altında toplanır.
  • Aziz Mahmud Hüdayi, zamanında ve günümüzde de tanınan halkın ve padişahların sevgi ve saygısına mazhar olmuş önemli bir mutasavvıftır .Eserlerinin bir çok nüshası olması eserlerinin halk tarafından sevilip benimsendiğini gösterir.

Aziz Mahmud Hüdayi’nin Eserleri;

Türkçe Eserleri

Divan-ı ilahiyat: Tasavvufi hikmet ve nasihatler veren bir Divan’dır.

Tarikatname: Dervişliğin erkanı ve adabı anlatılır.

Tezakir-i Hüdai: Devrin padişahı 1. Ahmed’e gönderilen tezkire ve mektupların toplandığı eser.

Ecvibe-i Mutasavvıfane: Kendisine sorulan tasavvufla alakalı sorulara verdiği cevaplardan oluşan eser.

Nasayih ve Mevaız: Nasihat ve vaazların derlendiği eser.

Mi’raciye: Miraç olayını ayet ve hadislere dayanarak anlattığı mensur bir risale.

Necatü’l Garik fi’l- Cem’ive’t- Tefrik: Tasavvufi makamların bazılarından bahseden eser.

Arapça Eserleri

Camiu’l-Fadail ve Kamiu’r-Reail: Tasavvufi ahlak’ı anlatan meşhur eser.

Fethu’l-Bab ve Refu’l-Hisab: İnsanın yaradılışı ve sıfatlarından bahseden bir eser.

Keşfü’l-Kana an Vechi’s-Sema: Tasavvufi semayı konu eden bir eser.

Habbetü’l-Mahabbe: Allah sevgisi, peygamber ve ehl-i beyt sevgisini konu edinen bir eser.

Nefaisü’l-Mecalis: Bu eserde tefsiri yapılan bazı ayetler mevcuttur.

Tecelliyat: Mazhar olduğu tecellileri anlatan ve tarihleri ile de tespit edilen bir risale.

Vakıat: Tarikat sırlarıyla alakalı bir risale.

kaynakça: Açıköğretim kaynakları

DEDE ÖMER RÛŞENİ

 DEDE ÖMER RÛŞENİ

 Dede Ömer Rûşeni, genelde şiirlerinde kullandığı Rûşeni mahlasıyla tanınır. Asıl ismi Ömer, lakabı Dede, künyesi ise  Ali ibn Umur Bey’dir. Doğduğu yere nispeten’ Rûşeni’ mahlasını alan  Dede Ömer Rûşeni, Aydın’ın Tire kazası yakınlarında olan Güzelhisar’ın Rûşen köyünde doğdu. Eğitimine doğduğu yerde başlayan Rûşeni, daha sonra eğitim seviyesini yükseltmek için Bursa’ya gider ve mezun olduktan sonra Yeşil İmaret Medresesi’nde  profesör olarak görev yaptı.

  • Rûşeni’nin  bu sıralarda adı bir aşk hikayesine karışarak Bursa’yı terk etme kararı alır ve Karaman’ın Larende kasabasına  gider.
  • Ağabeyi,  Alâeddin Halveti’nin aracılığıyla Halvetî tarikatına intisap ederek Azerbaycan’a gider.
  •  Rûşeni, Azebaycan  Bakû’de  Halvetiliğin ikinci piri olarak kabul edilen Seyyid Yahya Şirvani’den  el alarak orada yani Seyyid Yahya Şirvani’nin  yanında sülûkunu tamamlayarak  onun baş halifesi olur.
  • Rûşeni, şeyhi vefat edince (1457), postnişin sıfatıyla Karabağ, Gence ve Tebriz civarlarında  toplumun hocası olarak halka yol göstermeye başlar.
  • Rûşeni’den feyz alanlar arasında, Halvetiye’nin  Gülşeniyye  kolunu kuran İbrahim Gülşenî de bulunur.
  • Rûşeni, (1487)’de Tebriz’de vefat ederek zaviyesinin haziresine defnedilir.
  • Rûşeni’nin hayatından geçen bu yirmi yıllık dönemde  onun tasavvufî  şöhretini ve tasavvufi mesnevilerini  kaleme alması, şair olarak ününün artmasına etkili oldu.
  • Rûşeni’nin  yazdığı şiirler, diyar-ı Rum’a ve İstanbul’a kadar ulaşarak onlara nazireler yazılması sebebiyle  Anadolu’da Rûşeni ekolü oluştu.
  • Rûşeni’nin adına izafeten adlandırılan Rûşeniye tarikatı, Halvetiyenin en büyük şubelerinden biri oldu.(RÛŞENİLİK: Allah’ın ismini anmayı esas tutan bir yoldur.)
  • Rûşeni, devrinin kuvvetli şairlerinden biri olarak, dini ve tasavvufi şiirleri bestelenip asırlarca tekkelerde okunmuştur.
  • Rûşeni’nin gençlik  yıllarında yazmış olduğu türler, aşıkane ve hiciv türleri iken   Tarikata intisap ettikten sonra sonra ise yazdıkları dini ve tasavvufi şeklindedir.
  • Rûşeni’nin dini ve tasavvufi içerikli şiirlerinin çoğunde sade ve akıcı bir uslup dikkat çeker.
  • Dede Ömer Rûşeni’nin eserleri ve içeriğine değinirsek:

DİVÂN:  Birkaç münâcât, beş na’t, beş  terci-i bend, dört terkib-i bend, doksan kadar gazel, yüzden fazla tuyuğ, rubaî ve muhtelif beyitler bulunur.

ÇOBANNÂME:’ Hz. Mûsâ ile Çoban’ adlı kıssanın Rûşeni tarafından yapılmış genişçe bir tercümesidir. Eser yaklaşık olarak bin beyit olup yirmi beş bölümden oluşur.

MİSKİNNÂME:Eser didaktik bir manzumedir. Rûşeni’nin mesnevileri içinde  tamamıyla telif bir eser olmasının yanında,  onun tasavvufi anlayışını da ortaya koyması bakımından önemlidir. Eser, 128 beyitlik  bir girişten sonra başlayarak çoğunluğu ‘hikayet’ başlığı altında 34 bölümden meydana gelir. Bu bölümlerde ise ; Hz. Peygamber ve ashabının başında geçen ibret verici olaylar, evliya menkıbeleri ve çeşitli  hikayeler  daima tasavvufi bir yorumla anlatılmıştır.

NEYNÂME: Bin yirmi sekiz beyit ve Hâtime’siyle  birlikte  yirmi dört bölümden oluşan mesnevinin  belli bir adı yoktur. Neynâme’nin önemli özelliği ,  Rûşeni’nin doğum yeri ve ailesi hakkında bilgi vermesidir.

KALEMNÂME: İki yüz elli beyit hacminde olup ilk yüz beyitte kalemden bahsedilir. Geri kalan beyitlerde ise bazı hikayelerle  tasavvufi yorumlar yapılır.

KAYNAKÇA( AÇIKÖĞRETİM KAYNAKLARI)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Yahy%C3%A2-y%C4%B1_%C5%9Eirv%C3%A2n%C3%AE

SAİD EMRE

SAİD EMRE

Said Emre, rivayetlere göre  Hacı Bektaş Veli’nin müritlerinden  olup  onun’ Makalat’ adlı eserini Arapçadan Türkçeye tercüme eden Sadeddin adlı kişidir. On üçüncü yüzyıl sonları  ile on dördüncü yüzyıl başlarında yaşadığı bilinir.

  • Said Emre,  (Molla Sadeddin)  Hacı Bektaş Veli’nin menakıbına göre  Aksaraylı bir alimdir.
  • Ve her sene erenlerden Kayserili bir dostuna ziyerete gider.
  • Said Emre, yine yolculuk sırasında  Molla Hünkar ile karşılaşır ve onun kerametlerini görünce ona bağlanarak ömrü boyunca ondan feyz alır.
  • Said Emre, aldığı himmetle bir divan meydana getirecek kadar  ilahi-nefes söyler. Ve Makalat’ı Arapçadan Türkçeye mensur olarak çevirir.
  • Eski yazma mecmualarda Said Emre’nin bazı şiirlerine rastlanır.
  • Said Emre, Edebiyat Tarihi’nde Yunus Emre’nin talebesi ve onu takip eden kişi olarak bilinir.

Kaynakça (Açıköğretim Kaynakları)

EMİR SULTAN

Emir sultan, olarak tanıdığımız yazarımızın asıl adı Seyyid Şemseddin Muhammed bin Ali el-Hüseyni el-Buhari’dir. Bazı rivayetlere göre yedinci göbekte  Hz. Muhammedin soyuna ulaşmış, Emir Külal ismiyle tanınan  Seyyid Ali adıyla tanınmış  Buharalı bir  mutasavvıfın oğlu, bir velî kişidir. Bu velî kişimiz Osmanlı devletinin büyüyüp gelişmesinde maddi ve manevi yardımları olmuştur. Emir sultan, asıl hizmetini kurduğu tarikat ve yetiştirdiği müritleri vasıtasıyla yapmıştır. Emir sultanı şu şekilde açıklayabiliriz:

  • Emir sultan, Türk- İslam dünyasında ilmin zirvesinin olduğu yer, olarak bilinen Buhara’da yetişmiştir.
  • Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Mükerreme’de  ilim öğrendi.
  • Hac görevini yerine getirdikten sonra Medine’de bir süre kaldı.
  • Medine’de kaldığı zamanlarda bir gece rüyasında Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin kendisine Rum’a gitmesini ve mezarının da orada olacağını söylemeleri üzerine  önce Irak üzerinden Anadolu’ya geçti sonra Karaman, Isparta, Kütahya ve İnegöl üstünden Bursa’ya gelerek bir mağaraya yerleşmiş ve orada bir süre ibadet ve takva içinde yaşamıştır.
  • Emir Sultan, mutasavvıflara ilgisi olan Bursa halkı tarafından sevilmiş  ve etrafına birçok mürit toplamıştır.
  • Bursa’da Şemseddin Fenari’den ders alan Emir Sultan’a icazet diploması,  hocası tarafından yazılıp verilmiştir.
  • Emir Sultan,  daha sonra 1. Beyazid’in kızı, Hundi Hatun ile evlenmiş  ve bu evlilikten iki kızı bir de kendi emiri ile öldürteceği  oğlu,  Emir Ali Çelebi doğdu.
  • Emir Sultanın çocukları, kendisinden önce vefat etmiştir.
  • Emir Sultan’ Kerametler Sultanı’ olarak anılmıştır.
  • Osmanlı sultanları, Emir Sultan’a hürmet eder, sefere çıkacakları zaman ise huzuruna gelip mübarek duasını alırlardı. Aynı zamanda Emir Sultan, birinci Bayezid’in ‘Bilim Danışmanı’ idi. Ayrıca ordu, onun eliyle  kılıç kuşanırdı.
  • Emir Sultan, her zaman  müritlerine,  din ve vatan için yapılan gazaları teşvik etti. Ve bu işlerin, kutsiyetini anlatarak onların da bu yola gönül bağlamalarını sağladı.
  • Emir Sultan’ın,  ölümünden sonra bile manevi yardımlarının, sınırlarda  gaziler tarafından görüldüğü  sürekli bir şekilde anlatılır.
  • Emir Sultan, çok gayret sarf etmesine  rağmen Timur- Yıldırım çarpışmasının önüne geçemedi. Ve savaş  Emir Sultan’ın dediği gibi Yıldırım Bayezid’in aleyhine sonuçlandı.
  • Emir Sultan, altmış üç yaşında vefat ettikten sonra , kendisinin  eşinin ve çocuklarının  da olduğu türbesi Bursa’da bulunur.
  • Türbe’nin kalabalık bir kafile ile ziyaret edilmesi geleneği, bundan elli yıl öncesine kadar devam etmiştir.
  • Emir Sultan,  Anadolu’nun  Türkleşmesi- İslamlaşmasında  büyük bir hizmeti olmuştur.
  • Emir Sultan daha çok’ Toplum Hocası’ olarak görev yapmış ve öğrenci yetiştirip şairlik yönü  itibariyle  de birkaç şiir yazmış ve söylemiştir.  Bir eseri olmamakla birlikte  ona ait bir menakıpname ölümünden sonra  müritleri tarafından kaleme alınarak birkaç nüsha halinde yazıldı.
  • menakıpname: Velilerin, kerametlerini konu alan eser.

( kaynakça : Açıköğretim Kaynakları)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hundi_Fatma_Hatun