Zaman Yönetimi

Zaman yönetimi; günümüzü,haftamızı ,ayımızı daha verimli geçirebilmek amacıyla yönetebilme stilidir.

Bizler bu konu hakkında yani yaptığımız zaman planına uyma konusunda ne kadar titiz davranırız.Zamanımızı planladigimiz gibi yasayabilirmiyiz? Bunun cevabı maalesef HAYIR! Çünkü bizler zamanı verimli geçirme konusunda pek başarılı sayılmayız. Zamanımızı bizden çalanlar öyle fazla ki bunun farkında bile olmuyoruz.Aslinda bu kötülüğü yine kendimize biz yapıyoruz.Mesela sosyal medyayı çok kullanıyoruz.Enerjimizi boş yere tüketen insanlara çok zaman harcıyoruz.Faydasiz gereksiz şeylerle çok ilgileniyoruz. Bize düşen zamanın kıymetini daha iyi bilmek ve zamanımızı daha kaliteli geçirebilmek.Bunun için hayatımızda olan zaman hırsızlarından uzaklaşmayı bilmek bir gerekliliktir.

Sosyal medyayı dozunda kullanmak.
Hayatımızda olumsuz ve negatif tiplerden uzak durmak.
Yanina gelmek istedim diyerek kendini zorla kabul ettiren tiplere HAYIR !cevabını vermek. Çünkü hiç birşey sizin hayatınızdan ve zamanından değerli değildir .Zaman öyle bir şeydir ki ne parayla alabilirsin ne de bir kutuda biriktirebilirsin o yüzden kıymetini bilelim her zaman.

Kısacası kaliteli bir yasam insanın kendi elindedir.Her şey dozunda yapıldığı müddetçe iyi ve güzeldir.İnsan hayatında olan her şeye ayıracagi zamani iyi bilmeli.Ne fazla ne eksik . Çünkü insan zaman yönetimi yapabildiği müddetçe kaliteli bir yaşama sahip olur.

Yavaş Adımlardan Hızlı Adıma

Nedir yavaş adımlardan hızlı adıma geçmek. Ne anlama gelir. Neyi ifade eder?

Yaşadığımız süre zarfında herhangi bir şey yapmak istediğimiz zaman o yapacağımız şeyin bir an önce olmasını ister ve bu konuda acele ederiz. Olsunda göreyim düşüncesiyle hareket ettiğimiz zaman ise o işe başlamadan işi mahvederiz. Genelde yapılmak istenilen bir isin ya da projenin her zaman bir demlenme süresi vardır.Yani o işin nasil olacağı, nasıl adım atılacağı,nasıl bir yol seyredileceği… gibi kafamızdaki soru işaretlerine cevap bularak yola çıkmalıyız.Çünkü acele adım atmak bize birşey kazandirmadigi gibi yapacak olacağımız işi ya da projeyi de mahvederiz.Bunu bir insanın yaşamına da benzetebiliriz aslında.İnsan yaşamında dem aldıkça nasil yaptığı her hareketine dikkat edip attığı adımı da sağlam atıyorsa biz de bunu yapacağımız işlere uygulamayı bilmeliyiz. Çünkü bir işimizin ya da projemizin üzerinde zaman geçmesi o yaptığımız şeye tekrar dönüp hatalarımızı daha net görmemizi sağlar.

Kısacası biz insanoğlu acele etmeden karar vermeyi öğrenmeli.Her zaman bir işin bekleme süresinin olduğunun bilincinde olmalıyız ki bu bizim hızlı hareket etmemizi engelleyebilsin.Yani biz hayatımızı yavaş adımlardan demlenerek hızlı adımlara geçecek şekilde yönetmeliyiz. Ancak bu şekilde başarılı oluruz.

Özlemek

Özlemek deyince aklımıza genelde bir insanı özlemek gelir.Uzaktaki bir insanı ve o insan gelince özlemin giderileceği düşünülür.

Hâlbuki özlemek bir insanla sınırlı değildir.Senin yaşadığın her anla sınırlıdır.Çocuklugundan bugüne kadar geldiğin zamanla sınırlıdır.Kullandigin eşyalarla yemek yediğin tabaktan tutda oyun oynadığın alana kadar her şeyi özlersin.Çocuklugunda sobanın çıkardığı o sesi ,karanlıkta yanan sobanın o muhteşem görüntüsünü, gaz lambasında oturduğun zamanı ve onun ışığında duvara yaptığın o gölgeleri ,sobada pişen o ekmeği,evinin duvarında sıra halinde gezen o karıncaları izlemeyi yani onun verdiği hissi “aynı sıra halinde nasıl gidiyor bunlar” diye kafandan geçirdiğin o düşünceyi,lapa lapa yağan o karı izlemeyi o karı izlerken verdiği mutluluğu özlersin.Kisacasi o anın verdiği hisleri o duyguyu özlersin sadece özlersin. Hisleri ise yani hissettiklerini tam kelimelere dökemezsin.Soylenmek istenilen hep içerde kalır çünkü.Onu sen içerde yaşarsın.Kelimelere çok az şey dökülür.Dökülemeyen ise hal diliyle gösterir kendini.Uzaklara dalıp giderek ya da gözyaşı dökerek gösterirler.Çünku özlem iki üç satırla anlatılacak bir şey değildir.Sayfalar yetmez.Anlatilsada hep bir eksiklik kalır zaten o hisleri tam bir şekilde toparlayıp ifade edemezsin.

Velhasıl kelam özlemek sadece insanı özlemek ile sınırlı değildir. Senin bu hayat yolculuğunda yanından geçtiğin her şeyle ilgilidir özlemek.Aslinda insan o anların yaşattığı hisleri özler.kisacasi özlediğin şey gerçekte senin kimliğindir.sen özlediğin şeyin vücut bulmuş halisindir.

Öğrenmeyi Sevmek

öğrenmeyi Sevmek

Öğrenmeyi Sevmek nedir?
   Öğrenmeye neden ihtiyaç duyarız?
   Herkes öğrenmeyi sevebilir mi?
Öğrenmeye açsan sürekli bir şeyleri öğrenme arzusu duyarsın.Ögrenme eksikliği hissedersin.Bu da senin daha çok öğrenme isteğini kamçılar.Yani seni bir merak duygusu sarar.Sevmek de aslında meraktan ileri gelir.Peki biz neden öğrenmeye ihtiyaç duyarız? İhtiyaç eksik olma durumundan ileri gelir.Yani bir konu hakkında kendimizi eksik hissediyorsak öğrenme ihtiyacı duyarız.Bunu gidermek için de kendimizi eksik gördüğümüz konuda tamamlamak için çaba sarf ederiz.Peki herkes öğrenmeyi sevebilir mi? Maalesef bunun yanıtı hayır.Çünkü herkes öğrenmeyi sevseydi insanlar kişilerdeki eksikleri araştırmak yerine kendi eksikliklerini araştırır ve kendilerinde olan açıklığı gidermeye çalışırlardı.Yani ellerindeki zamanı sadece kendilerine ayırarak bu  zamanı güzel değerlendirip kendi gelişimlerini tamamlamaya çalışırlardı.Bu tip insanlar genelde kendilerini araştırmak yani özellestiri yapmak gibi bir düşünceye sahip değiller.Onlar için varsa yoksa insanların eksikleri ve kusurlardır.Bunları da kendilerince öyle güzel dillendirirler ki işin kötü yanı bu durumdan mutluluk duyarlar.Ne yazık ki bu tip insanlar ellerindeki kıymetli zamanı bu şekilde boşa geçirirler.Ögrenmeyi sevmek yaşadığın zamanın kıymetini bilmeyi gerektirir aslında.Yani o zamanı dolu dolu gecirebilme ihtiyacı hissedersin.Bir nevi zamanla yarış halinde olmak gibi bir şey.Kısacası öğrenmeyi seven bir insan zamanı yakalamayı yani zamanı iyi kullanmayı da bilir.
Velhasıl kelam insan olmak yani insan kalabilmek her zaman öğrenmeyle meşgul olmayı gerektirir.Kendini geliştirmeyi gerektirir.Zamanın boşa gitmemesi için elinden gelen çabayı göstermeyi gerektirir.Boşa geçen zaman öğrenmeyi sevmeyen insanların geçirdiği bir zamandır.Bu yüzden elimizdeki zamanın kıymetini bilerek o zamanı dolu dolu faydalı bir şeyler yaparak harcamalıyız.Bunların olmadığı durumda ise boş bidon misali sadece gürültü kirliliği yaparız.

Giz

giz

Varlığı ya da yokluğu belli olmayan sır gizem .
Peki insan hayatında  izlenmesi gereken seyler nedir? İnsan içinde ne bulunduruyorsa dışarıya mı vurmalı? Yani kafasından geçen her şeyi yani planını aşkını, işini, hedeflerini, hayallerini anlatmalımıdır. Yoksa içinde tutarak olayın akışına göre mi hareket etmelidir. Nedir insanın bu durumda yapması gereken? İnsanoğlu her zaman doğayı taklit ederek bir şeyler yapabilmiştir. Yani dogadan ilham alarak mesela ilk uçagın yapımında kuşlardan ilham alındı ilk insan öldüğünde nasıl gömülmesi gerektiği de kuşlardan ilham alınarak uygulandı. Giz de aynı şekilde yine doğadan ilham alıcaz mesela bir tohumu tohumu topraga sakladığında mı filizlenir? Yoksa öyle meydana bıraktığında mı filizlenir? Giz de aynı şekilde bir işi yapacağın zaman içinde onu sakla aklını kullanarak da geliştir onu filizlendir zamanı geldiğinde gelişen fikrin zaten dışarıya çıkacaktır. Sakın bir hata yapıpda fikrini, planını ortaya bırakma anlatma bırak içinde kalsın, filizlendir onu dışarıya bıraktığın an yel nasıl her şeyi savuruyorsa dışarıda bıraktığın fikirde savrulur gider onu sen bile tutamazsın. Tohum için toprak ne kadar değerliyse insan içinde giz bu kadar değerlidir saklamayı bilmeli insan hayallerini, planlarını, hedeflerini, toprağın tohumu sakladığı gibi saklamalı ki filizlenip büyüsün ve zamanı geldiğinde de bir gerçek olarak ortaya çıksın.
Velhasıl kelam insansın hayallerin, hedeflerin, planların illaki var. Ulu orta hayallerini, hedeflerini anlatıpta değersizleştirme. Örtmeyi saklamayı iyi bil onu öyle bir gizle ki akıl suyuna onu her gün sula ona bir şeyler kat yeni planlar hedefler ekle acele etme beklemeyi bil. Her şeyin bir oluş zamanı var o zaman geldiğinde içinde büyüttüğün şey gerçekleşecek zaten. Ondan sonra sana düşen şey gerçekleştiğini gördüğün hayaline sıkıca sarılıp onu daha fazla geliştirerek geleceğe taşımaktır.

Beklemeyi Bilmek

nedir beklemek

Beklemek , hayatın her alanında her zaman karşılaştığımız bir durum. Yani bir şeylerin olması , oluşabilmesi için beklemeyi bilmek zorundasın. Beklemek çoğunlukla hayatımızın en zor kısmı olsa da beklediğimiz şeyin geleceğinden emin olduğumuz zaman beklemek kolaylaşarak keyifli hale de gelebilir. Birazda sabır işidir beklemek sabrın varsa beklersin gelecek olani ya da geleceğinden emin olduğunu beklemek icin sebat etmek gerekir,inanç gerekir insan inanıyorsa birşeylerin olacağına ve kendinden de eminse o insan hedefine ulaşana kadar o kapıda bekler. İnanmıştır çünkü. Aklından zerre kadar şüphe geçmez böyle kişilerin. Çünkü inanç hiç bir zaman şüpheyi yanında barındırmaz. Sebat eden insanla etmeyen insan arasındaki fark budur aslında sebat eden insan bilir ki zaman kapısında bekleyene kapı açılır ve  istediği verilir. Ne kadar sancılı ve sıkıntılı bir süreç olsa da sebat etmeyi bilen insanlar için aşılmayacak hiç bir konu yoktur aslında. Beklemek de bu tip insanlar için aşılmayacak bir konu değildir. Peki sebat etmeyi bilmeyen insanlara gelirsek beklemek, onların en büyük şikayetidir aslında .Beklemeyi bilmezler ki beceremezler sığamazlar oldukları yere. Bu tip insanlar kendi hayatlarını kendilerine dar ederler ve çoğu giriştikleri işlerde de başarılı olamazlar. 

Velhasıl kelam zaman denilen şey uzun soluklu bir yoldan sonra sana anahtarını her zaman verir. Sen yeter ki beklemeyi bil ve o kapının açılacağına dair İnancını diri tut. Seni o kapıda bekleten inancındır aslında birde sebat etme yeteneğin

Empati

Empati kendimizi bir başkasının yerine koyabilme durumu.


Peki biz empati yapma konusunda ne kadar başarılıyız? Kişinin yaptığı bir olay ya da hareket karşısında tavrımız ne olur? Yani insan ilişkilerinde empatik tutumun ne kadar bir önemi var? Biz insanlar genellikle bir olay ya da bir durum karşısında hemen tavrımızı koyar silahlarımızı çekeriz. Karşımızdaki insana işin içeriğini bilmeden yapariz bunu. Neden,niçin, nasıl oldu diye düşünmeyiz bile. Halbuki karşımızdaki insanın da sebepleri, düşüncesi ya da canının yanmışlığı gibi sebepler illaki vardır. Biz sadece kişinin yaptığı davranışı görürüz o davranışı yaptıran sebebi değil. Peki bize empati yapmaya değilde ,direk suçlayıcı tavır göstermeye iten sebepler nedir? Neden işin aslını bilmeden direk yargılamaya geçeriz. Biz,sanırım empati yapmak yerine kendi düşüncelerimizi kendi fikirlerimizi savunup, önemseyip karşımızdaki kişinin fikirlerini önemsemediğimizdendir. Belki bencillik de olabilir. Belkide empati yapmaktan korkmak da  Çünkü kişi kendini karşısındaki kişinin yerine koyarsa kendisinin degilde karşısında kişinin haklı çıkacağından korkmasi da olabilir. İnsan hayatını bu şekilde zorlaştıran yine insandır. Sürekli ben diyen insan benim doğrularım diyen insandır hayati zorlaştıran aslında. Hiç bir insanın hayatı kolay bir şekilde ilerlemez herkesin vermiş olduğu ya da vereceği illaki sınavlar vardır. Bize düşen yanımızdaki insanın bir sorununu gördüğünde ya da bir derdini anlattığında benim sorunum ya da benim derdim daha büyük deyip dert ya da sorun yarıştırmak yerine kendimizi o kişinin yerine koyarak empatik yapıp duruma çözüm getirmektir.


Velhasıl kelam herkesin hayatında empati yapabilen senin derdini kendi derdi gibi bilen olaya senin bakış açından bakmaya çalışan  insana ihtiyacı vardır.bize düşen karşımızdaki insandan nasıl empati yapmasını bekliyorsak bizimde karşımızdaki insana empatik tutumla yaklaşmamız lazım belki hayat bu şekilde bizim için daha çekilebilir hale gelir.


İmkansızlık

İmkansızlık, imkan kısıtlığı olmama durumu gibi kavramlar içerir.
Peki biz imkansızlık karşısında ne yapabiliriz. Bir şeyin olmayacağını kesinlikle ne yapılırsa yapılsın olma imkanın bulunmadığı mesela; zıplayarak yıldızları toplamak gibi yahut Akdeniz’i alıp Karadeniz’e koymak Karadeniz’i alıp Akdeniz’e koymak gibi mesela
Evet bu tür şeyler imkansız gözükebilir.Peki senin için imkansızlık nedir? Bir işe girişmek ya da ne bileyim bir okul kazanmak ya da başka başka şeyler turetilebilir. Bu tür işlere bakarak bu imkansız ben bunu yapamam diyenlerdensen hayat karşısında ben savaşmayacagim sen yendin deyip kenara çekilmektir bunun adı. Bir insan yeteneğini bilip kendini tanıdığı sürece bu kişi için imkansızlık diye bir şey yoktur. Bu kişiler bir şeyin olması icin elinden gelen her şeyi yapan tüm emeklerini veren hayat karşısında savaşan kişilerdir. Savaşta yenmek de vardır yenilmekte ama imkansızlık yoktur. Yenilmekle imkansızlık aynı anlamda değildir yenilmekte savaşmışsındır ama hatalarından dolayı kaybetmişsindir. İmkansızlık ise savaşmadan kenara çekilmissindir. Savaşı kaybeden insan kaybetme sebeplerini bulup eksiklerini giderir kendini daha donanımlı yaparak hayatın karşısına tekrardan geçer.
Yok eğer yenildim yapamam imkansız derse o uğraştığı kayıp verdiği savaşa boş yere girmiş demektir. Savaşan insan olumsuz bir durumda bu iş benim için imkansız demez bende bir hata var der bu işte bir eksiklik yaptım der ve açıklarını bularak yoluna devam eder . Çünkü bu tip kişiler her işin sonucunda bir ders alır böyle insanlarin lugatinda imkansızlık diye bir şey yoktur ders çıkarma vardır. İmkânsızlik insanın kafasındadir . Bir şeyi yapmak istiyorsan tüm enerjini ve zamanını o ise odaklamak zorundasın o işle alakalı bilgi edinmek o işin ruhunu kavrayıp  yogrulmak zorundasın. Sonuç mu olumlu da olabilir olumsuz da ama imkansız olmaz . Mesela sen bir puzzle yapıyorsun ve bir tanesini yanlış yerleştirmişsin tamamlayamiyorsun senin bunu tamamlayamaman imkansızlik değildir . Bir yerde yanlışlık yaptığını gösterir sana düşen sadece olması gereken parçayı olması gereken yere koyabilmek için uğraşmaktır.
Velhasıl kelam olumlu sonuç almak için olumsuzlukla karşılaşmak, dikenli yolları geçmek çok defa düşmek zorundasın ki bunlardan ders alabilesin yani yaşamak için mideni aklını kullanmak için beynini doldurmak zorundasın ama doğru besin ve doğru bilgilerle tabiki . Seni yolundan vazgecirecek sinek viziltilarina kulağını tıkayıp akıllı bilgili insanlardan yol yordam öğrenerek yola devam edeceksin. Asla ama asla imkânsız deyip hayat karşısında aciz kalanlardan değil savaşarak yoluna devam edenlerden olmalısın.

Yazgı

Yazgı tüm olan ve bitenleri hatta gelecekte olacaklarin da yaratıcının belirlemesi.

Peki bizler bu konu hakkında ne düşünüruz mesela beklenmeyen bir durum karşısında tepkimiz bakış acımız ne olur . Biz insanoğlu,olmadık akla hayale gelmez olaylar karşısında isyan etmeye yöneliriz. Şu şöyle olsaydi böyle olurdu ya da şu şunu yapsaydı böyle olmazdi gibi cümleler kurarak suçlu ararız. Sebep olanları ararız. Burdaki amaç sanırım sebep olanları bulup tüm olanlar için o kişiyi sorumlu tutarak belki içimizi rahatlatmak belkide kendinizde olan suçu o kişiye yıkarak kendimizi temize çıkarmak için de olabilir. Peki gerçekten böyle yapınca rahat eder miyiz. Yani hayatımızı belli bir çıkmaza sokup bize nefes aldırmayan bir olay bir insan ya da herhangi bir durum karşısında amacımız sorumlu olanı bulup onu alt etmek midir. Yoksa olaya başka açıdan bakmak mıdır. İşte yazgı burda on plana çıkıyor . Sen hayatını ne kadar düzenlersen düzenle ne kadar garantici olursan ol senin yazgında eğer düşmek varsa sen illaki düşeceksin. Belki düşmene en yakınındaki kisi sebep olacak  sen bunu bilemezsin ki sen ne kadar kendini korursan koru bu sana yazılmışsa günü ve saati geldiğinde illaki yaşıyacaksındır. Yani sana düşen burda suçlu aramak değil sana yazılanı yaşamaktır. Boş yere suçlu arama yaşaman gerekti ve yaşadın. Belki bu durumdan senin ders cikartman gerekiyor bilemezsin ki. Kısacası yazgı karşısında insanın eli kolu her zaman bağlıdır. Sana düşen yaşamın boyunca bir şey istiyorsan o istediğin şey için elinden geleni yapıp göstermen gereken çabayı göstermektir. Senin görevin budur. Bundan sonra ise  yazgı konuşur. Eğer istediğin olmuyorsa sana düşen isyan edip suçlu aramak değil yazgında olanı bulabilmek için yine çabalamaktır. 

Velhasıl kelam yazgı senin hayat yolculuğunda yaşaman gereken şeylerdir. Senin hiç bir zaman degistiremiyeceğin şeyler sana düşen yoluna devam edip elinden geleni yapmak. Bundan sonrası mı? Bundan sonrasında sen değil senin yazgın konuşur.

Kalbin ve Aklın Uzaklığı

Nedir kalbin ve aklın uzaklığı ne ifade eder bizim için?


Peki uzaklık nedir? Kalp uzaklığı ve aklın uzaklığı farklı şeyler midir? Kalp uzaklığı mesafeyle alakalı olan bir durum değildir. Kişi en yakınınızda olsa dahi ona karşı hep uzaksınizdir. Asla yakın ve sıcak hissedemezsiniz ve uzaklığında en kötüsü budur aslında. Siz yakınlaşmak isteseniz de asla yakınlaşamazsınız. Yani kalp bir şeyi istemeyince ne kadar yanına gidersen git ona hiç bir zaman yakın olamazsın. Eğer ki kalp yakınsa kişi uzakta da olsa onu yanında hisseder ve o sıcaklık kişiyi o kadar sarar ki içi sıpsıcacık olur. Yani kısacası kalbin uzaklığı ya da yakınlığı mesafeyle alakalı bir durum değildir. Bu kalplerin muhabbetleriyle alakalı bir durumdur. Ve o muhabbetin sıcaklığını ya da soğukluğunu o kişiler hariç kimseler bilemez. Peki aklın biribirine karşı uzaklığı nedir ? Aklın uzaklığı yani fikirlerin uyuşmazlığı kalp gibi değildir yani senin görüşün farklıdır onun görüşü farklıdır ama bu kişileri kalp uzaklığı kadar uzaklaştırmaz. Kısacası fikir uyuşmazlığı mesafeyi pek fazla etkilemez. Görüşürsün, anlaşırsın, tartışırsın olumlu ya da olumsuz bir sonuca illaki varırırsın ama uzaklaşmazsın. Kalp gibi değildir .


Velhasıl kelam kalp uzaklığı hiç bir uzaklığa benzemez. Kalp bir soğukluk görsün yeter ki onu hiç bir şekilde ısıtamamazsın. Aklın uzaklığı ise kalp uzaklığı gibi değildir tartışarak, anlaşarak illaki bir çözüme varılır eğerki uzaklık olacaksada mesafa uzaklığı olur aklın yani kişinin uzaklaşması olur.Kalbin mesafeyle alakalı bir durumu yoktur.