Süleyman Hakim Ata

Süleyman Hakim Ata (Bakırganı) Hoca Ahmet Yesevi’nin Halifesi ve müridi sayılır.

  • Hikmetli siirleri ve sözleri Harezm’de Türk dilinin ve kültürünün daha da canlanmasına vesile oldu.
  • Süleyman Hakim Ata Hikmetleriyle Hoca Ahmet Yesevi’nin geleneğini sürdürdü.
  • Eserlerini Ahmet Yesevi gibi arı bir dille söylediği hikmetlerinde Türkleri dini ve ahlaki konularda bilgilendirmesi ile Allah ve peygamber sevgisi de aşılamistir.
  • Hakim Atanın üslubu Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet teki üslubu gibidir.
  • Hakim Ata eserlerinde Allah’a, peygambere ve Veliyullah’a duyduğu muhabbetten bahsetmiştir.
  • Cennet ve Cehennem kavramlarını açıklayarak cennetin hoşluğu Cehennemin ise korkunç azaplarından bahsetti .
  • Süleyman Hakim Atanın Ahmet Yeseviye duyduğu muhabbet ve bağlılık eserlerine yansımıştır.
  • Süleyman Hakim Ata eserlerinde Hızır Aleyhisselam’a da yer vermiştir.
  • Süleyman Hakim Atanın kendine ait bazı sözleri vardır.Bunlar:
  • “Her geleni Hızır.Her geceyi Kadir bil.”
  • “Başkası buğday biz saman,baskasi yahşi biz yaman”gibi sözler Hakim Ataya aittir.
  • Eserlerinde birtakım şüpheler olmakla birlikte Hakim Ataya ait olduğu ifade edilen üç eseri vardır.
  • Eserlerinde Kul Süleyman,Hakim Süleyman, Hakim Ata gibi mahlaslar kullandı.

Eserleri

  • Bakırgan Kitabı
  • Âhir Zaman Kitabı
  • (Bibi) Meryem Kitabı

“Seherde uyanıp durma Hakk’ı zikret
Ölümü düşün gönlünü uyar Hakk’ı zikret
Karanlık mezarının namazla çıranı yak
Gönül çerağını namazla nurlandır Hakk’a bak

Uykunu haram et uzun gecelerde

Malından zekat ver bu dünyada

Kıyamet’te verecek sana Hakk orada

Oğul kızın ilim öğrensin ver üstada”

Açıköğretim Kitapları (Güzel 2009:488).

Ahmet Yesevi

Ahmet Yesevi görüş ve düşünceleri doğrultusunda Yesevi tarikatıni kurarak İslamiyet’in geniş coğrafyada ve Türkler arasında yayılmasına rol oynamıştır.

Ahmet Yesevi’nin Hayatı

  • Ahmet Yesevi 11.yuzyilin sonu ve 12.yuzyilin başlarında Sayram’da doğdu.
  • Babasi İbrahim’in vefatından sonra yedi yaşındaki Yesevi ablası Gevher Şehnaz ile birlikte Yesi şehrine giderler.
  • Hicazdan gelen Şeyh Aslan Baba Yesevi’nin manevi babası olur.
  • Küçük yaşta olan Yesevi Şeyh Aslan Baba’nın öğrettikleriyle yetişmeye başlar.
  • Yesevi Şeyh Aslan Baba’nın yol göstermesiyle Buharaya gider ve Şeyh Yusuf Hamedâni’ye bağlanır.
  • Ahmet Yesevi hocasının ölümüyle Yesi’ye dönüp ve Yesevi tarikatıni kurmuştur.
  • Ahmet Yesevi geçimini tahtadan kaşık kepçe yaparak sürdürdü.
  • Ahmet Yesevi yesi’de halka doğru yolu göstermeye başladı.
  • Türkistan’da yedi-su çevresinde güçlü bir islamlasma cereyanı başladi
  • Ve diğer İslam ülkelerine bu tasavvuf cereyanı yayıldı.
  • Ahmet Yesevi Sir-derya ve Taşkent çevresinde bozkirlarda yaşayan Türkler arasında nüfuz sahibi oldu
  • Ahmet Yesevi eserlerini arı bir dille Türk Halk Edebiyatının nazım şekilleriyle yazmakta olduğu manzumeleriyle anlatıyor.
  • Manzumelerine Hikmet adını vermiştir.
  • Dervislerinin aracılığıyla manzumeleri geniş coğrafyaya dağılan Türklere de yayıldı.
  • Böylelikle Yesevilik tarikat haline geldi.
  • Ahmet Yesevi’nin çevresindeki halk Arapça ve Farsça bilmesine rağmen eserlerindeki İslam ve tarikat adabini ve erkanini sade bir dille ve Türk Halk Edebiyatınin nazım şekilleriyle yazdığı manzumeleriyle anlatiyor.
  • Orta Asya’da İslamiyet’in yayılmasında Yesevi’nin rolü büyüktür.
  • Yesevi eserlerini Türklerin yakın olduğu güzel sanatlara göre okuması Türklerin İslamiyete alakasınin olmasını sağlamıştır.
  • Yesevi ölümünden iki yüz yıl sonra Timurlenkin rüyasına girip zafer müjdesi vermiştir.Timurlenk zaferden sonra Türkistan’a Ahmet Yesevi türbesini yaptırmıştır.

Ahmet Yesevi’nin Eserlerinde İşlediği Konu

  • Ahmet Yesevi’nin eserleri öğreticidir.
  • Eserlerinde dini-ahlaki öğütler vermiştir.
  • Allah’a kulluk borcun ödenmesi,
  • Allah’a olan sevgisi ve Hz. Muhammed sevgisini işlemiştir.
  • Yesevi ahiret hayatı gibi konuları ele almıştır.
  • İki önemli eseri vardır : Divan-ı Hikmet ve Fakr-nâme dir.

Divan-ı Hikmet

  • Divan-ı Hikmet Yesevi’nin Hikmet lerini içine alan eserin adıdır.
  • Bu eserin Türkler arasında düşünce birliği oluşturması bakımından önemlidir.
  • Divan-ı Hikmet dini ve İslami konuları icermekle birlikte milli hayat hakkında da bilgi verir.
  • Divan-ı Hikmet teki milli unsur nazım ve söyleyişte de kendisini hissettirir.
  • Hikmetlerin oluşumu Türklerin yaşayış ve düşüncelerinden esinlenilmiştir.

Fakr-name

  • Divan-ı Hikmet’in önsözü yerine geçer.
  • İçerik itibariyle tarikatın adâb ve usulünü, ekranını
  • Bir şeyhin ve dervişin vasıflarını,
  • Türklerin yaşayış ve anlayış tarzının İslam’a benzer olduğu için İslamiyet’e girdiklerini anlatır.
  • Fakr-namede yer alan tarikatın makamı ve mertebeleri ile ilgili özellikler istisna edilirse derviş ve şeyhin halleri ve hareketlerine dair sözler bu ortak dilde güçlü bir şekilde birleştirilmiş ifadelerdir.

Bu Fakr-nâme geleneği Ebu’l- Hasan Harakani ile başlamış olup Ahmet Yesevi sonra Aşık Paşa devam ettirdi.

İnsan ve Kitabın Sürpriz Benzerliği

İnsan ve Kitabın birbirine benzerliği varmı?

İnsan ve kitap neler barındırıyor içinde?

İnsan ve Kitabın birbirine benzerliği evet vardır.Çünkü ikisi de kendilerine özel dünyaları barındırır içinde .Bu dünyaları sen o kapağı açmadan bilemezsin ve tanıyamazsin. İkisi de sürprizlerle doludur .Bizler ise genelde ikisinin de dış görünüşe bakarız.İşin kötü yanı dış görünüşünü beğenmediğimiz kitap ve insanın içini de merak içlerinde ne dünyalar birikmiş bakmayız bile. Genelde dış görünüşü güzel olana yöneliriz maalesef. Peki sonra ne olur sizce? Soylimmi büyük bir hayal kırıklığı. Burada asla suçlu aramayın çünkü bu hatayı yapan bizleriz. Dış görünüş bize etkileyici gelebilir ama içerik Boşsa o dış görünüşünde bir anlamı olmaz zaten. Zarara uğrayan biz oluruz. Çünkü emek verilmeden ve zaman ayırmadan ne kitabı anlayabilirsin ne de insanı .Yani dış görünüşe bakıp da aldanmak yerine o kapağın altındakini öğrenmek yani merak etmek sizi hayal kırıklığına uğratmadan hayatınıza alıp almama konusunda karar vermenizi sağlar.

İnsan ve Kitap Neler Barındırıyor İçinde

İnsan da ve kitap da sürprizlerle doludur. İkisi de Farklı dünyalar barındır içinde. Sen ikisinin de kapağını açmadan içlerine girmeden ve onlara emek vermeden tanıyamazsin .Yorum yapamazsın. Bu yüzden güzel insan ikisinin de içini görmeyi dene . Dış ambalaj bazen yanıltıcı olabilir. Aldanma.

Evet güzel insan aklın erdiği kadar anlatmaya çalıştım. Seçim senin .Karar da senin Benim naçizane tavsiyem ikisininde dış görünüşüne bakıp da aldanma .Aldandin madem bari kapağını açda bak içinde neler barındırıyor.Ne sürprizlerle karsilasiyosun ona göre hayatına al kitabı ve insanı Eğer ki başını ağrıtacak türde ise tekini kütüphanede digerini de hayatında bulundurma.

Her zaman mutluluk sizinle olsun.

Güzelliğin sizi bulmasi dileğiyle

Zaman Yönetimi

Zaman yönetimi; günümüzü,haftamızı ,ayımızı daha verimli geçirebilmek amacıyla yönetebilme stilidir.

Bizler bu konu hakkında yani yaptığımız zaman planına uyma konusunda ne kadar titiz davranırız.Zamanımızı planladigimiz gibi yasayabilirmiyiz? Bunun cevabı maalesef HAYIR! Çünkü bizler zamanı verimli geçirme konusunda pek başarılı sayılmayız. Zamanımızı bizden çalanlar öyle fazla ki bunun farkında bile olmuyoruz.Aslinda bu kötülüğü yine kendimize biz yapıyoruz.Mesela sosyal medyayı çok kullanıyoruz.Enerjimizi boş yere tüketen insanlara çok zaman harcıyoruz.Faydasiz gereksiz şeylerle çok ilgileniyoruz. Bize düşen zamanın kıymetini daha iyi bilmek ve zamanımızı daha kaliteli geçirebilmek.Bunun için hayatımızda olan zaman hırsızlarından uzaklaşmayı bilmek bir gerekliliktir.

Sosyal medyayı dozunda kullanmak.
Hayatımızda olumsuz ve negatif tiplerden uzak durmak.
Yanina gelmek istedim diyerek kendini zorla kabul ettiren tiplere HAYIR !cevabını vermek. Çünkü hiç birşey sizin hayatınızdan ve zamanından değerli değildir .Zaman öyle bir şeydir ki ne parayla alabilirsin ne de bir kutuda biriktirebilirsin o yüzden kıymetini bilelim her zaman.

Kısacası kaliteli bir yasam insanın kendi elindedir.Her şey dozunda yapıldığı müddetçe iyi ve güzeldir.İnsan hayatında olan her şeye ayıracagi zamani iyi bilmeli.Ne fazla ne eksik . Çünkü insan zaman yönetimi yapabildiği müddetçe kaliteli bir yaşama sahip olur.

Yavaş Adımlardan Hızlı Adıma

Nedir yavaş adımlardan hızlı adıma geçmek. Ne anlama gelir. Neyi ifade eder?

Yaşadığımız süre zarfında herhangi bir şey yapmak istediğimiz zaman o yapacağımız şeyin bir an önce olmasını ister ve bu konuda acele ederiz. Olsunda göreyim düşüncesiyle hareket ettiğimiz zaman ise o işe başlamadan işi mahvederiz. Genelde yapılmak istenilen bir isin ya da projenin her zaman bir demlenme süresi vardır.Yani o işin nasil olacağı, nasıl adım atılacağı,nasıl bir yol seyredileceği… gibi kafamızdaki soru işaretlerine cevap bularak yola çıkmalıyız.Çünkü acele adım atmak bize birşey kazandirmadigi gibi yapacak olacağımız işi ya da projeyi de mahvederiz.Bunu bir insanın yaşamına da benzetebiliriz aslında.İnsan yaşamında dem aldıkça nasil yaptığı her hareketine dikkat edip attığı adımı da sağlam atıyorsa biz de bunu yapacağımız işlere uygulamayı bilmeliyiz. Çünkü bir işimizin ya da projemizin üzerinde zaman geçmesi o yaptığımız şeye tekrar dönüp hatalarımızı daha net görmemizi sağlar.

Kısacası biz insanoğlu acele etmeden karar vermeyi öğrenmeli.Her zaman bir işin bekleme süresinin olduğunun bilincinde olmalıyız ki bu bizim hızlı hareket etmemizi engelleyebilsin.Yani biz hayatımızı yavaş adımlardan demlenerek hızlı adımlara geçecek şekilde yönetmeliyiz. Ancak bu şekilde başarılı oluruz.

Özlemek

Özlemek deyince aklımıza genelde bir insanı özlemek gelir.Uzaktaki bir insanı ve o insan gelince özlemin giderileceği düşünülür.

Hâlbuki özlemek bir insanla sınırlı değildir.Senin yaşadığın her anla sınırlıdır.Çocuklugundan bugüne kadar geldiğin zamanla sınırlıdır.Kullandigin eşyalarla yemek yediğin tabaktan tutda oyun oynadığın alana kadar her şeyi özlersin.Çocuklugunda sobanın çıkardığı o sesi ,karanlıkta yanan sobanın o muhteşem görüntüsünü, gaz lambasında oturduğun zamanı ve onun ışığında duvara yaptığın o gölgeleri ,sobada pişen o ekmeği,evinin duvarında sıra halinde gezen o karıncaları izlemeyi yani onun verdiği hissi “aynı sıra halinde nasıl gidiyor bunlar” diye kafandan geçirdiğin o düşünceyi,lapa lapa yağan o karı izlemeyi o karı izlerken verdiği mutluluğu özlersin.Kisacasi o anın verdiği hisleri o duyguyu özlersin sadece özlersin. Hisleri ise yani hissettiklerini tam kelimelere dökemezsin.Soylenmek istenilen hep içerde kalır çünkü.Onu sen içerde yaşarsın.Kelimelere çok az şey dökülür.Dökülemeyen ise hal diliyle gösterir kendini.Uzaklara dalıp giderek ya da gözyaşı dökerek gösterirler.Çünku özlem iki üç satırla anlatılacak bir şey değildir.Sayfalar yetmez.Anlatilsada hep bir eksiklik kalır zaten o hisleri tam bir şekilde toparlayıp ifade edemezsin.

Velhasıl kelam özlemek sadece insanı özlemek ile sınırlı değildir. Senin bu hayat yolculuğunda yanından geçtiğin her şeyle ilgilidir özlemek.Aslinda insan o anların yaşattığı hisleri özler.kisacasi özlediğin şey gerçekte senin kimliğindir.sen özlediğin şeyin vücut bulmuş halisindir.

Öğrenmeyi Sevmek

öğrenmeyi Sevmek

Öğrenmeyi Sevmek nedir?
   Öğrenmeye neden ihtiyaç duyarız?
   Herkes öğrenmeyi sevebilir mi?
Öğrenmeye açsan sürekli bir şeyleri öğrenme arzusu duyarsın.Ögrenme eksikliği hissedersin.Bu da senin daha çok öğrenme isteğini kamçılar.Yani seni bir merak duygusu sarar.Sevmek de aslında meraktan ileri gelir.Peki biz neden öğrenmeye ihtiyaç duyarız? İhtiyaç eksik olma durumundan ileri gelir.Yani bir konu hakkında kendimizi eksik hissediyorsak öğrenme ihtiyacı duyarız.Bunu gidermek için de kendimizi eksik gördüğümüz konuda tamamlamak için çaba sarf ederiz.Peki herkes öğrenmeyi sevebilir mi? Maalesef bunun yanıtı hayır.Çünkü herkes öğrenmeyi sevseydi insanlar kişilerdeki eksikleri araştırmak yerine kendi eksikliklerini araştırır ve kendilerinde olan açıklığı gidermeye çalışırlardı.Yani ellerindeki zamanı sadece kendilerine ayırarak bu  zamanı güzel değerlendirip kendi gelişimlerini tamamlamaya çalışırlardı.Bu tip insanlar genelde kendilerini araştırmak yani özellestiri yapmak gibi bir düşünceye sahip değiller.Onlar için varsa yoksa insanların eksikleri ve kusurlardır.Bunları da kendilerince öyle güzel dillendirirler ki işin kötü yanı bu durumdan mutluluk duyarlar.Ne yazık ki bu tip insanlar ellerindeki kıymetli zamanı bu şekilde boşa geçirirler.Ögrenmeyi sevmek yaşadığın zamanın kıymetini bilmeyi gerektirir aslında.Yani o zamanı dolu dolu gecirebilme ihtiyacı hissedersin.Bir nevi zamanla yarış halinde olmak gibi bir şey.Kısacası öğrenmeyi seven bir insan zamanı yakalamayı yani zamanı iyi kullanmayı da bilir.
Velhasıl kelam insan olmak yani insan kalabilmek her zaman öğrenmeyle meşgul olmayı gerektirir.Kendini geliştirmeyi gerektirir.Zamanın boşa gitmemesi için elinden gelen çabayı göstermeyi gerektirir.Boşa geçen zaman öğrenmeyi sevmeyen insanların geçirdiği bir zamandır.Bu yüzden elimizdeki zamanın kıymetini bilerek o zamanı dolu dolu faydalı bir şeyler yaparak harcamalıyız.Bunların olmadığı durumda ise boş bidon misali sadece gürültü kirliliği yaparız.

Giz

giz

Varlığı ya da yokluğu belli olmayan sır gizem .
Peki insan hayatında  izlenmesi gereken seyler nedir? İnsan içinde ne bulunduruyorsa dışarıya mı vurmalı? Yani kafasından geçen her şeyi yani planını aşkını, işini, hedeflerini, hayallerini anlatmalımıdır. Yoksa içinde tutarak olayın akışına göre mi hareket etmelidir. Nedir insanın bu durumda yapması gereken? İnsanoğlu her zaman doğayı taklit ederek bir şeyler yapabilmiştir. Yani dogadan ilham alarak mesela ilk uçagın yapımında kuşlardan ilham alındı ilk insan öldüğünde nasıl gömülmesi gerektiği de kuşlardan ilham alınarak uygulandı. Giz de aynı şekilde yine doğadan ilham alıcaz mesela bir tohumu tohumu topraga sakladığında mı filizlenir? Yoksa öyle meydana bıraktığında mı filizlenir? Giz de aynı şekilde bir işi yapacağın zaman içinde onu sakla aklını kullanarak da geliştir onu filizlendir zamanı geldiğinde gelişen fikrin zaten dışarıya çıkacaktır. Sakın bir hata yapıpda fikrini, planını ortaya bırakma anlatma bırak içinde kalsın, filizlendir onu dışarıya bıraktığın an yel nasıl her şeyi savuruyorsa dışarıda bıraktığın fikirde savrulur gider onu sen bile tutamazsın. Tohum için toprak ne kadar değerliyse insan içinde giz bu kadar değerlidir saklamayı bilmeli insan hayallerini, planlarını, hedeflerini, toprağın tohumu sakladığı gibi saklamalı ki filizlenip büyüsün ve zamanı geldiğinde de bir gerçek olarak ortaya çıksın.
Velhasıl kelam insansın hayallerin, hedeflerin, planların illaki var. Ulu orta hayallerini, hedeflerini anlatıpta değersizleştirme. Örtmeyi saklamayı iyi bil onu öyle bir gizle ki akıl suyuna onu her gün sula ona bir şeyler kat yeni planlar hedefler ekle acele etme beklemeyi bil. Her şeyin bir oluş zamanı var o zaman geldiğinde içinde büyüttüğün şey gerçekleşecek zaten. Ondan sonra sana düşen şey gerçekleştiğini gördüğün hayaline sıkıca sarılıp onu daha fazla geliştirerek geleceğe taşımaktır.

Beklemeyi Bilmek

nedir beklemek

Beklemek , hayatın her alanında her zaman karşılaştığımız bir durum. Yani bir şeylerin olması , oluşabilmesi için beklemeyi bilmek zorundasın. Beklemek çoğunlukla hayatımızın en zor kısmı olsa da beklediğimiz şeyin geleceğinden emin olduğumuz zaman beklemek kolaylaşarak keyifli hale de gelebilir. Birazda sabır işidir beklemek sabrın varsa beklersin gelecek olani ya da geleceğinden emin olduğunu beklemek icin sebat etmek gerekir,inanç gerekir insan inanıyorsa birşeylerin olacağına ve kendinden de eminse o insan hedefine ulaşana kadar o kapıda bekler. İnanmıştır çünkü. Aklından zerre kadar şüphe geçmez böyle kişilerin. Çünkü inanç hiç bir zaman şüpheyi yanında barındırmaz. Sebat eden insanla etmeyen insan arasındaki fark budur aslında sebat eden insan bilir ki zaman kapısında bekleyene kapı açılır ve  istediği verilir. Ne kadar sancılı ve sıkıntılı bir süreç olsa da sebat etmeyi bilen insanlar için aşılmayacak hiç bir konu yoktur aslında. Beklemek de bu tip insanlar için aşılmayacak bir konu değildir. Peki sebat etmeyi bilmeyen insanlara gelirsek beklemek, onların en büyük şikayetidir aslında .Beklemeyi bilmezler ki beceremezler sığamazlar oldukları yere. Bu tip insanlar kendi hayatlarını kendilerine dar ederler ve çoğu giriştikleri işlerde de başarılı olamazlar. 

Velhasıl kelam zaman denilen şey uzun soluklu bir yoldan sonra sana anahtarını her zaman verir. Sen yeter ki beklemeyi bil ve o kapının açılacağına dair İnancını diri tut. Seni o kapıda bekleten inancındır aslında birde sebat etme yeteneğin

Empati

Empati kendimizi bir başkasının yerine koyabilme durumu.


Peki biz empati yapma konusunda ne kadar başarılıyız? Kişinin yaptığı bir olay ya da hareket karşısında tavrımız ne olur? Yani insan ilişkilerinde empatik tutumun ne kadar bir önemi var? Biz insanlar genellikle bir olay ya da bir durum karşısında hemen tavrımızı koyar silahlarımızı çekeriz. Karşımızdaki insana işin içeriğini bilmeden yapariz bunu. Neden,niçin, nasıl oldu diye düşünmeyiz bile. Halbuki karşımızdaki insanın da sebepleri, düşüncesi ya da canının yanmışlığı gibi sebepler illaki vardır. Biz sadece kişinin yaptığı davranışı görürüz o davranışı yaptıran sebebi değil. Peki bize empati yapmaya değilde ,direk suçlayıcı tavır göstermeye iten sebepler nedir? Neden işin aslını bilmeden direk yargılamaya geçeriz. Biz,sanırım empati yapmak yerine kendi düşüncelerimizi kendi fikirlerimizi savunup, önemseyip karşımızdaki kişinin fikirlerini önemsemediğimizdendir. Belki bencillik de olabilir. Belkide empati yapmaktan korkmak da  Çünkü kişi kendini karşısındaki kişinin yerine koyarsa kendisinin degilde karşısında kişinin haklı çıkacağından korkmasi da olabilir. İnsan hayatını bu şekilde zorlaştıran yine insandır. Sürekli ben diyen insan benim doğrularım diyen insandır hayati zorlaştıran aslında. Hiç bir insanın hayatı kolay bir şekilde ilerlemez herkesin vermiş olduğu ya da vereceği illaki sınavlar vardır. Bize düşen yanımızdaki insanın bir sorununu gördüğünde ya da bir derdini anlattığında benim sorunum ya da benim derdim daha büyük deyip dert ya da sorun yarıştırmak yerine kendimizi o kişinin yerine koyarak empatik yapıp duruma çözüm getirmektir.


Velhasıl kelam herkesin hayatında empati yapabilen senin derdini kendi derdi gibi bilen olaya senin bakış açından bakmaya çalışan  insana ihtiyacı vardır.bize düşen karşımızdaki insandan nasıl empati yapmasını bekliyorsak bizimde karşımızdaki insana empatik tutumla yaklaşmamız lazım belki hayat bu şekilde bizim için daha çekilebilir hale gelir.