Aşık edebiyatı araştırmacıları âşık şiiriyle ilgili olarak iki kaynak göstermişlerdir. Sözlü Kaynaklar Sözlü kaynaklar, halk arasında ‘kaynak kişi‘ adını verdiğimiz insanlardan yapılan derlemelerdir. Bu derlemeler yaşayan âşıklardan yapılır. Bu aşıklarımıza söyledikleri eserleri kimden öğrenildiği sorulduğunda da kendilerinden daha yaşlı bir aşığın adını söylemektedirler. Âşıklar bu şiirleri çeşitli sebeple değiştirebildikleri gibi hatırlayamadıkları yerlere de eklemeler yapabilirler.“ÂŞIK ŞİİRİNİN KAYNAKLARI” yazısının devamını oku
Yazar arşivleri: Edebigünlüklerim
ÂŞIK ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ
Fuat Köprülü’den bu yana pek çok araştırmacı âşık şiirinin özellikleriyle ilgili olarak açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu araştırmacılar: Saim Sakaoğlu, Hikmet Dizdaroğlu, Fahrettin Kırzıoğlu, Mehmet Yardımcı, Doğan Kaya’dır. Bu araştırmacıların görüşleri şu şekilde bir araya getirilebilir: Âşık şiiri başlangıç olarak M.Ö. III. dayanmaktaysa da Anadolu âşık şiirinin altı yüzyıllık geçmişi vardır. Âşık şiirinin belirli yazarları ve söyleyenleri“ÂŞIK ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ” yazısının devamını oku
OZAN VE ÂŞIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
Ozanlar bugünkü aşıkların ilk temsilcileridir. Hun Türklerinden XVI. yüzyılın başına kadar bu adla anıldılar. Ozanlar kopuz eşliğinde şiir söyleyen kişiler olarak tanınmakla birlikte yüzyıllar sonra da ‘herze söyleyen’ yani ‘geveze’ anlamına anlamına gelen adla da anılmışlardır. Ozanlarla ilgili olarak Dede Korkut Kitabı’nın ‘Giriş’ kısmında bazı bilgiler bulunur. Bu bilgileri Şu şekilde aktarabiliriz: ”Kolca kopuz yükseltip“OZAN VE ÂŞIK KAVRAMLARI ÜZERİNE” yazısının devamını oku
ÂŞIK ŞİİRİNİN OLUŞUMU, GELİŞİMİ VE XVI. YÜZYILDAKİ TEMSİLCİLERİ
Halk edebiyatı eserlerinin en belirgin özelliği ilk söyleyenin veya söyleyenlerin bilinmemesi ya da biliniyorsa unutulmasıdır. Türk şiirinin başlangıcı veya tarihi üzerine yerli ve yabancı pek çok araştırmacı görüş bildirmiştir. Bunlar arasında adı geçen; C.Brockelmann, İ. V. Stebleva, F. Y. Korş, R.Rahmeti Arat, M, Fuat Köprülü, T. Tekin gibi sayılabilir. Bunlardan örnek verecek olursak İ.V. STEBLEVA’ya“ÂŞIK ŞİİRİNİN OLUŞUMU, GELİŞİMİ VE XVI. YÜZYILDAKİ TEMSİLCİLERİ” yazısının devamını oku
XX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ
Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu bu zamanda Dinî ve Tasavvufî Türk Edebiyatı yepyeni eserlerle zenginleştirilmiştir. Tekke ve zaviyelerin de kapatılmış olmasına rağmen bazı yazar ve şairlerimiz önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu şairlerimiz; Mihrabî, Edip Harabî, Mehmet Nuri, Âşık Molla Rahim, Yozgatlı Hüzni, Derûni, Zeynel Usul Baba, Sıtkı, Ferid Kam, Ahmed Hamdi Akseki, Ahmed Nâim, Yahya Kemal, Kemal Edip“XX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ” yazısının devamını oku
XIX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ
XIX. yüzyıl, Türk edebiyatının batıya yöneldiği bir dönemdir. Bu dönemde Tanzimat’la birlikte batıya ait pek çok eser tercüme yoluyla ülkede yayımlanmaya başlamıştır. Sosyal hayatında batılılaşmaya başladığı dönemde edebiyatta batılı formlar içinde şekillenmeye başlamış Dinî- Tasavvufî Türk edebiyatı ise varlığını korumaya devam etmiştir. Bu gelenek içerisinde yazılan eserler münferit ve müstakil olarak isimlendirilir. Münferitler: divanların içindeki“XIX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ” yazısının devamını oku
XVIII. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ
18. yüzyılda halk şiiri çok fazla gelişme gösterememesine rağmen ondan önceki yüzyılda başlayan âşıkların aruzla şiir söyleme geleneğini de devam etmemiştir. Bu durum halk şiirinin melezleşmesine sebep olmuştur. Orta Asya şairlerinden; Nevbetî, Baba Rahîm, Abdulmecid’in Harâbât ve divanından başka Rahat-ı Dil isimli eseri bulunan sofî Hüveyda, divan sahibi Gazi’de bu yüzyılın şöhretli olanlarıdır. O dönemin“XVIII. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATININ ANADOLU’DAKİ DURUMU VE TEMSİLCİLERİ” yazısının devamını oku
KONYALI MEHMET YAKICI
Konyalı Mehmet Yakıcı, xx. yüzyıl âşıklık geleneğinin en önemli temsilcilerinden biridir. 1879 yılında Konya’nın Sarnıç Mahallesinde doğmuştur. Babası Konya’nın Merkez Göçü Köyünün kurucularından Bekir Ağa, annesi ise Münevver Hanım’dır. Yakıcı, eğitim hayatına Konya Sarnıç Mahallesi Sadırlar Mesud Efendi Mektebinde başlamıştır. Kuran’ı kerim’i de burada öğrenmiştir. Sonrasında Medreseye devam etmesine rağmen eğitim hayatı fazla uzun sürmemiş“KONYALI MEHMET YAKICI” yazısının devamını oku
SITKI
Sıtkı, 1896 yılında Sorgun’a bağlı Tiftik köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Hüseyin Efendi’dir. Adını mahlas olarak kullanan Sıtkı, soyadını Gök olarak almıştır. İlk tahsilini köyünde Hafız Hoca’dan dini bilgiler alıp Kur’an-ı Kerim öğrenerek yapmıştır. Şair, Konya’da yaptığı medrese tahsilinin sonrasında Sorgun’un çeşitli köylerinde imamlık yapıp Arapça ve Türkçe hocalığı gibi resmi görevlerde bulunarak sayısız öğrencinin yetişmesine“SITKI” yazısının devamını oku
DERÛNÎ
Asıl ismi Hüseyin Avni Başok olan Derûnî’nin lakabı ‘Hacı kardaş’ olarak bilinir. Derûnî, aslen Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinden olduğu bilinmekle birlikte kendisinin mi yoksa atalarının mı Pınarbaşı’ndan gelerek Akdağmadeni’ne yerleştiği bilinmemektedir. Uzun süre Akdağmadeni’nde oturduğu anlaşılan Derûnî’nin tahminlere göre on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde doğduğu söylenebilir. Derûnî, 1946 yılında hacca gitmiş ve aynı sene içerisinde Akdağmadeni’nde“DERÛNΔ yazısının devamını oku
