İmkansızlık

İmkansızlık, imkan kısıtlığı olmama durumu gibi kavramlar içerir.
Peki biz imkansızlık karşısında ne yapabiliriz. Bir şeyin olmayacağını kesinlikle ne yapılırsa yapılsın olma imkanın bulunmadığı mesela; zıplayarak yıldızları toplamak gibi yahut Akdeniz’i alıp Karadeniz’e koymak Karadeniz’i alıp Akdeniz’e koymak gibi mesela
Evet bu tür şeyler imkansız gözükebilir.Peki senin için imkansızlık nedir? Bir işe girişmek ya da ne bileyim bir okul kazanmak ya da başka başka şeyler turetilebilir. Bu tür işlere bakarak bu imkansız ben bunu yapamam diyenlerdensen hayat karşısında ben savaşmayacagim sen yendin deyip kenara çekilmektir bunun adı. Bir insan yeteneğini bilip kendini tanıdığı sürece bu kişi için imkansızlık diye bir şey yoktur. Bu kişiler bir şeyin olması icin elinden gelen her şeyi yapan tüm emeklerini veren hayat karşısında savaşan kişilerdir. Savaşta yenmek de vardır yenilmekte ama imkansızlık yoktur. Yenilmekle imkansızlık aynı anlamda değildir yenilmekte savaşmışsındır ama hatalarından dolayı kaybetmişsindir. İmkansızlık ise savaşmadan kenara çekilmissindir. Savaşı kaybeden insan kaybetme sebeplerini bulup eksiklerini giderir kendini daha donanımlı yaparak hayatın karşısına tekrardan geçer.
Yok eğer yenildim yapamam imkansız derse o uğraştığı kayıp verdiği savaşa boş yere girmiş demektir. Savaşan insan olumsuz bir durumda bu iş benim için imkansız demez bende bir hata var der bu işte bir eksiklik yaptım der ve açıklarını bularak yoluna devam eder . Çünkü bu tip kişiler her işin sonucunda bir ders alır böyle insanlarin lugatinda imkansızlık diye bir şey yoktur ders çıkarma vardır. İmkânsızlik insanın kafasındadir . Bir şeyi yapmak istiyorsan tüm enerjini ve zamanını o ise odaklamak zorundasın o işle alakalı bilgi edinmek o işin ruhunu kavrayıp  yogrulmak zorundasın. Sonuç mu olumlu da olabilir olumsuz da ama imkansız olmaz . Mesela sen bir puzzle yapıyorsun ve bir tanesini yanlış yerleştirmişsin tamamlayamiyorsun senin bunu tamamlayamaman imkansızlik değildir . Bir yerde yanlışlık yaptığını gösterir sana düşen sadece olması gereken parçayı olması gereken yere koyabilmek için uğraşmaktır.
Velhasıl kelam olumlu sonuç almak için olumsuzlukla karşılaşmak, dikenli yolları geçmek çok defa düşmek zorundasın ki bunlardan ders alabilesin yani yaşamak için mideni aklını kullanmak için beynini doldurmak zorundasın ama doğru besin ve doğru bilgilerle tabiki . Seni yolundan vazgecirecek sinek viziltilarina kulağını tıkayıp akıllı bilgili insanlardan yol yordam öğrenerek yola devam edeceksin. Asla ama asla imkânsız deyip hayat karşısında aciz kalanlardan değil savaşarak yoluna devam edenlerden olmalısın.

Yazgı

Yazgı tüm olan ve bitenleri hatta gelecekte olacaklarin da yaratıcının belirlemesi.

Peki bizler bu konu hakkında ne düşünüruz mesela beklenmeyen bir durum karşısında tepkimiz bakış acımız ne olur . Biz insanoğlu,olmadık akla hayale gelmez olaylar karşısında isyan etmeye yöneliriz. Şu şöyle olsaydi böyle olurdu ya da şu şunu yapsaydı böyle olmazdi gibi cümleler kurarak suçlu ararız. Sebep olanları ararız. Burdaki amaç sanırım sebep olanları bulup tüm olanlar için o kişiyi sorumlu tutarak belki içimizi rahatlatmak belkide kendinizde olan suçu o kişiye yıkarak kendimizi temize çıkarmak için de olabilir. Peki gerçekten böyle yapınca rahat eder miyiz. Yani hayatımızı belli bir çıkmaza sokup bize nefes aldırmayan bir olay bir insan ya da herhangi bir durum karşısında amacımız sorumlu olanı bulup onu alt etmek midir. Yoksa olaya başka açıdan bakmak mıdır. İşte yazgı burda on plana çıkıyor . Sen hayatını ne kadar düzenlersen düzenle ne kadar garantici olursan ol senin yazgında eğer düşmek varsa sen illaki düşeceksin. Belki düşmene en yakınındaki kisi sebep olacak  sen bunu bilemezsin ki sen ne kadar kendini korursan koru bu sana yazılmışsa günü ve saati geldiğinde illaki yaşıyacaksındır. Yani sana düşen burda suçlu aramak değil sana yazılanı yaşamaktır. Boş yere suçlu arama yaşaman gerekti ve yaşadın. Belki bu durumdan senin ders cikartman gerekiyor bilemezsin ki. Kısacası yazgı karşısında insanın eli kolu her zaman bağlıdır. Sana düşen yaşamın boyunca bir şey istiyorsan o istediğin şey için elinden geleni yapıp göstermen gereken çabayı göstermektir. Senin görevin budur. Bundan sonra ise  yazgı konuşur. Eğer istediğin olmuyorsa sana düşen isyan edip suçlu aramak değil yazgında olanı bulabilmek için yine çabalamaktır. 

Velhasıl kelam yazgı senin hayat yolculuğunda yaşaman gereken şeylerdir. Senin hiç bir zaman degistiremiyeceğin şeyler sana düşen yoluna devam edip elinden geleni yapmak. Bundan sonrası mı? Bundan sonrasında sen değil senin yazgın konuşur.

Kalbin ve Aklın Uzaklığı

Nedir kalbin ve aklın uzaklığı ne ifade eder bizim için?


Peki uzaklık nedir? Kalp uzaklığı ve aklın uzaklığı farklı şeyler midir? Kalp uzaklığı mesafeyle alakalı olan bir durum değildir. Kişi en yakınınızda olsa dahi ona karşı hep uzaksınizdir. Asla yakın ve sıcak hissedemezsiniz ve uzaklığında en kötüsü budur aslında. Siz yakınlaşmak isteseniz de asla yakınlaşamazsınız. Yani kalp bir şeyi istemeyince ne kadar yanına gidersen git ona hiç bir zaman yakın olamazsın. Eğer ki kalp yakınsa kişi uzakta da olsa onu yanında hisseder ve o sıcaklık kişiyi o kadar sarar ki içi sıpsıcacık olur. Yani kısacası kalbin uzaklığı ya da yakınlığı mesafeyle alakalı bir durum değildir. Bu kalplerin muhabbetleriyle alakalı bir durumdur. Ve o muhabbetin sıcaklığını ya da soğukluğunu o kişiler hariç kimseler bilemez. Peki aklın biribirine karşı uzaklığı nedir ? Aklın uzaklığı yani fikirlerin uyuşmazlığı kalp gibi değildir yani senin görüşün farklıdır onun görüşü farklıdır ama bu kişileri kalp uzaklığı kadar uzaklaştırmaz. Kısacası fikir uyuşmazlığı mesafeyi pek fazla etkilemez. Görüşürsün, anlaşırsın, tartışırsın olumlu ya da olumsuz bir sonuca illaki varırırsın ama uzaklaşmazsın. Kalp gibi değildir .


Velhasıl kelam kalp uzaklığı hiç bir uzaklığa benzemez. Kalp bir soğukluk görsün yeter ki onu hiç bir şekilde ısıtamamazsın. Aklın uzaklığı ise kalp uzaklığı gibi değildir tartışarak, anlaşarak illaki bir çözüme varılır eğerki uzaklık olacaksada mesafa uzaklığı olur aklın yani kişinin uzaklaşması olur.Kalbin mesafeyle alakalı bir durumu yoktur.


KORKU

korku

Korku ,tedirginlik ,tehlikede hissetme gibi açıklanabilir.
Hayatımızda korkuya ne kadar yer veririz?
Bir adım atacağımız zaman ,bir işe başlayacağimiz zaman ya da hayatımızın belirli dönemlerinde karar verececegimiz zaman korku ne kadar gerekli ?
Korku öyle bir histir ki seni avucunun içine alıp sana hayatı zindan eder sen eğer korkularının seni ele geçirmesine izin verirsen yaşamın boyunca bu şekilde kalacaksın demektir. Korku insana ne doğru düzgün karar verdirir ne de bir iş yapacagin zaman risk aldırır . Hayatın boyunca başarılı da olamazsın başarısız da. Çünkü adım atamıyorsun ki korkuyorsun, korkun seni ele geçirmiş. Herşeye kuşkuyla bakarsın,suphelenirsin, hayattan korkarsın kısacası yaşamaktan korkarsın.insanda korku olur olmaz değil ama her şeyin bir sınırı vardır. Korkunun da var. Eğer yaşıyorsan birşeyler yapmak istiyorsan korkunu yenmek zorundasın korktuğun şeyin üzerine gitmek zorundasın. Korkan insan bir işin içinden çıkamaz her şeyi düşünür türlü olumsuzluklar getirir aklına ve o düşündüğü olumsuzluklar da olmuş gibi tepki verir . Bu yüzden hayatımızda dizginledigimiz o kadar şey varken korkumuzu da dizginlememiz gerekiyor. Her şeyin fazlası zarar olduğu gibi korkunun da fazlası zarar. Bu olumsuz hissi normale çevirmenin yolu korkuyla yüzleşmekten geçer . Başka türlü yasayamazsin ki hayat hep korkarak geçirilecek bir yer değil. Hayat hep devam ediyor iyisiyle kötüsüyle ve sen bu akışa alışmak zorundasın yani hayatı tanımak ve bilmek zorundasın . Olucak olanın önüne gecemezsin ki olacak olan olur zaten hani derler ya “akacak kan damarda durmaz” o misal. O yüzden korkunun seni ele geçirmesindense korkuyla yüzleşip hayata kendinden emin bir şekilde adım atmak alacağın en dogru karar olur.

Karar

karar

Karar, bir düşünce bir adım atabilme bir is konusunda gerçekleştirilen kesin yargı.
Peki biz bu karar verme konusunda ne kadar başarılıyız ? Yolumuza kendl verdiğimiz kararla mı yoksa başkasının verdiği kararla mı yola devam ederiz.
Bir insan kendi kararın kendi verebiliyorsa o verdiği kararın sonucunu da iyi ya da kötüyü göze alabiliyor demektir. Bu insanın kendini geliştirmesiyle ve kendine güveniyle alakalı bir durumdur ya da ileri görüşlülüğü veya adım atabilme cesaretiyle de alakalı olabilir. Bu tür insanlar hayatları boyunca keşke şunu dinlemeseydim ya da şunun ağzına bakipta şu kararı vermeseydim gibi cümleleri kurma şansları yoktur. Çünkü bu kişilerin kafasında kendi doğruları kendi bildikleri ve sonucunda ne olursa olsun üstesinden gelebilecek cesaretleri vardır. Genellikle hayat bu tür insanların yanındadır. Çünkü bu tip insanlar kolayca risk alır ve sonucunda da oflayarak puflayarak değil de o sonuç geldiğinde olumluysa yola devam etmeyi olumsuzsa bu durumdan nasıl ders alınması gerektiğini iyi bilendir. Karar verebilmek insan hayatı için bu kadar onemliyken bir de kendini tamamen başkasının kararına bırakan insanlar da vardır. Bu tip insanlar genelde hayat karşısında cesaretsiz ve kendine güveni olmayan tiplerdir. Bu tip insanlar için hayat bir başkasının iki dudağı arasındadır o kişi ne derse onun için hayat odur. Genelde böyle insanlar kendi kararlarını kendileri veremezler her zaman başkasına sorma gereği duyarlar sanki o kişinin bilgisi ya da doğruları yokmuş gibicesine . Tabiki o kişinin bilgisi de doğrusu da illaki vardır ama kullanamaz ki bir köle misali hayatının iplerini bir başkasına vermiştir. Ve o insan karşısındaki kişinin kararlarına körü körüne öyle bir baglanamistir ki  onun gözünde o kişinin  yanılma payı yoktur o nederse odur . Böyle insanlar bağlandığı insansın verdiği özgürlük kadar özgürdür. Hoş o özgürlüğü de yaşamayı bilemezler zaten. Daha doğrusu kendi başlarına ne yapacaklarını bilemezler.
Velhasıl kelam sen bir insansın aklın da var fikrinde özgürlüğün de ya kendi kararını kendin verip yoluna devam eder iyisiyle kötüsüyle hayatı yaşayıp öğrenirsin ya da o kişinin ağzından çıkan her kelimeyi gözü kapalı doğru kabul edip yaşamaya bu şekilde devam edersin

Mış Gibi

Mış Gibi

Görünüldüğü  gibi olmama durumu
Peki bizler göründüğümüz gibi miyiz yani mutluymuş gibi, başarıliymis gibi, zenginmis gibi… Biz insanlar neden böyle yaşamayı tercih ederiz ki yani maske takarak yaşamayı. Neden başkalarının gözünde üstün gözükmek isteriz egomuzu tatmin etmek için mi ? Ya da karşımızdaki kişiye kendini kötü hissettirmek için mi ? Ya da içimizde ki eksik kalmış yanı doldurmak için mi? Nedir bizdeki mış gibi yaşama isteği. Sanırım insanoğlu kendinde eksik gördüğü şeyleri mış gibi yaşayarak yokmuş gibi göstermeye çalışıyor. Halbuki bu ikincisi daha zordur Kendi kendini yorar insan. Bu dünya yolculuğunda insanın hep düz çizgide gitmesi beklenilmez ki . illaki zikzaklar vardır. Senin mış gibi yaşaman bu zikzaklarin olmayacağı anlamına gelmez. Sen kendini yorarsin farklı gözükmeye çalışayım derken. Hayat her zaman yolunda gitmez illaki düşeceksin illaki moralin bozulacak. İnsansın sonuçta yaşadığın farklı duygulara anormal gözüyle bakamazsin gülmek nasıl bir insan için normal bir duyguysa aglamakta aynı şekilde normal bir duygu. İnsan sürekli gülen bir varlık değildir sonuçta sürekli gülmesi de normal değildir zaten. İnsansın çünkü illaki canının yandığı kırıldığın zamanlar vardır. Nedir bu mış gibi yaşama hali? İnsanoğlu içine dönmeli bence mutlu, öfkeli,sinirli halleriyle de barışmalı. İçimizin ağlarken dışımızın gülmesi ne kadar mantıksız bir durumsa mış gibi yaşayıpta kendimize eziyet etmek bir o kadar mantıksız bir durum. 


Kısacası bu dünyada planlı bir şekilde düz çizgide giden sadece robotlardır tabi bozulmadıkları sürece. Sen ise içinde çeşitli duyguları barındıran insanoglusun.


Sessizliğin Çatısı

sessizliğin çatısı

Sesin olmama durumu yalnızlık gibi kavramlarla anlatılabilir.
Ayrıca sessizlik belirli bir alan ya da bölgedeki hiç bir kişinin konuşmaması anlamına gelmektedir.
Peki bizler için sessizlik nedir? Yani severmiyiz sessizliği? Yoksa yanımızda bir ses mi ararız. Sessizlik insanın kendisiyle bir olmasıdır. Kendini dinlemesidir. Bir nevi insanın huzuru aramasıdır sessizlik. Dışarıdaki hayattan kurtulup sessizliğe sığınma isteğidir. Sessiz kalma durumu ise sessizliği aramakla aynı şey değildir. Birinde huzura kaçarsın diğerinde ise sıkıntının içinde bulursun kendini. Peki insan neden sessiz kalmayı tercih eder? Korktuğu için mi? Ya da kendine guvenemedigi için mi? Belkide aman ses çıkmasın sorun olmasın dediği için de olabilir mi? Nedir bu sessizliğin altında yatan sebep. İnsanın kendine güven yoksunluğu sessizliğin çatısı altına girmesine sebep olabiliyor. Çünkü bir yanı hep ezik kalmıştır onun kişi onu diriltememiştir. içinde sessizliğin biriktirdiği bir dağ vardır. Ve o dağın altında ezilmiştir insan. Kendini kaybetmiştir bir nevi. Hâlbuki insan kendini bulmaya görsün aşamayacağı ne dağ vardır ne de yol bir kez ayağa kalkabilsin yeter ki. Evet o içindeki dağı devirebilse yani içerde çürümüş, küflenmiş ağırlık yapan o şeyleri kusarak başlar ayağa kalkabilmek aslında.  öfkesini, sevincini, aşkını,kinini,altında ezildiği ne varsa her şeyini yani o altında kaldığı dağı yıkmakla başlar her sey. Sen bunları gün yüzüne çıkartamadığın sürece ne kendine olan güvenin gelecektir ne de kendine saygınlığın insan önce kendini bilmeli. Kendi yolunu bulabilmeli. İnsan ilk önce kendine saygı gösterebilmeli. Kendi çabasıyla kendi azmiyle bir simurk misali kendine yolculuk yapmalı.
Velhasıl kelam sessizliği aramak başka , bir duruma sessiz kalmak başkadır birinde huzuru bulmak için sessizliği ararsın diğerinde ise kendini sıkıntının içinde bulursun. Ve sen kendini bu sıkıntıdan kurtarmak  istiyorsan bir simurk misali kendi içine yolculuk yaparak kendini bulmalı. Yani kendini yakarak kendi küllerinden yeniden doğmalısın. Bir nevi kendine yolculuk yapmalısın.

Elestiri

Elestiri bir yapıtın veya bir insanin olumlu ve olumsuz olan durumu belirtebilme

Eleştiri bir nevi eksikleri görerek o işi yapan kişiye  uyarıda bulunmaktır. Peki elestirinin ölçüsü var mıdır? Eksik gördüğümüz bir şeyi nasıl dile getirebiliriz. Eleştiriyi saygı çerçevesinde ve yapıcı bir dille dile getirdiğimiz zaman karşımızdaki kişiye yardımcı olabiliriz. Eksiğini görmesini sağlayabiliriz. Bunun aksi olduğu bir durumda ise eleştiri boyutunu aşarak ortada ne eser kalır ne de kişi kalır. Çünkü burda elestiri yapıcı olarak değil yıkıcı olarak kendini gösterir. Eleştiri herkes tarafından kabul edilebilen bir şey midir ? Peki insanlar eleştiri yapılmasından hoşlanır mı? Eleştiri,içinde öğrenme isteği olan insanların kendini geliştirmek isteyen insanların kabul edebileceği bir şeydir. Eleştiriyi herkes kabul etmez ki mesela ben bilirim diyen insanlar hiç bir zaman eleştiri kabul etmezler. Çünkü bu tür insanların sabit fikirleri vardır ve ondan başkası da kesinlikle doğru değildir onların gözünde ve ortaya koyabilecekleri bir şeyleri yoktur aslında. Eleştiri almakta aslında bir nevi başarıdır. Önemli olan kişinin elestiriyi değerlendirebilmesidir. Yani kişi bir işi yapsada eksikleri farkedemez belki göremez ama dışardan bakan bir göz bunu çok net görebilir. Bu yüzden bir şeyler yapan yapmaya çalışan kişinin eleştirileri dikkate alması lazımdır. Bu şekilde yapan kişi yaptığı işi eksiksiz bir halde ortaya koyabilir.

Velhasıl kelam elestiri dozunda olduğu sürece ve elestiriyi ders olarak gören kişi için yapıcı ve tamamlayıcıdır. Dozunun aşıldığı zaman ise tahrip edici olabildiği gibi ortaya çıkarttığımız eserimizi ya da bir işimizi de yıkıcı hale getirebilir. Bu yüzden her şey nasıl dozunda olunca faydalıysa elestiri de dozunda olunca faydalı olur.

Anlayış

Anlama işi düşünce anlayabilme gibi kavramlar içerir.
Peki insan hayatında anlayışın nasıl bir önemi var. Anlayış, anlamak gibi kavramlar insan hayatında olmazsa ne olur. İnsan hayatında bir insanı anlamaya başlamak o insana verilecek en büyük hediyedir çünkü insan genelde kendini tanıtırken asıl söylenmesi gerekeni değilde gereksiz bir kaç şeyler fısıldar. İnsanı tanımak onu anlamak için o kişinin söylediğine değilde söyleyemediğin bakılmalı. Çünkü insan her zaman söyleyemediklerinde gizlidir. Yani o kişiyi anlamak anlama zahmetine girmek burda ön plana çıkıyor. Yani kişinin söylemek isteyipte söyleyemediklerinde anlama yeteneği insana verilmiş en büyük hediyedir sen bu yeteneği kullandığın ölçüde değerlisindir. Çünkü insan acizdir, yorgundur, bıkkındır yeri gelir iki cümle kurmak dahi külfet gelir insanoğluna. İnsanın zindanı bile onu anlamayan insanların arasında geçer bir bakıma. Yani o kişi için daha kötü bir durum yoktur. Anlayış, düşünmek, anlamayı istemek bir insan için bu kadar değerliyken anlayışı olmayan anlamak istemeyen bir insana da konuşmak o kadar gereksizdir. Anlayışı olmayan bir insandan anlayış beklemek boş bir kutunun dolu çıkmasını beklemek gibi bişey.
Velhasıl kelam her insan bir dünyayı barındırır içinde her insan özeldir. Bu yüzden insan hayatını anlamak gerekir, anlayış gerekir bunların olması içinde emek, çaba gerekir. Eğer hayat sana seni anlayan insanı göndermişse hayatındaki en büyük eksiklik tamamlanmış demektir. Kısacası hayatında konuşma zahmetinde dahi bulunmadan kafandaki soru işaretlerine cevabını verecek bir hediyen vardır hayatında..